14 Aralık 2013 Cumartesi

# Ne Okuyorum 20

Sütlü Mü Köpüklü Mü?


Eveet bir kişisel gelişim kitabı. :) Yemek-iş-uyku alışkanlıklarınızı değiştirmek ve doğru kararlar vermek için yardıma ihtiyacınız varsa mutlaka okuyun derim. Bazı yerler çok işime geldiği için okurken hoşuma gitti. :)

Aşağıda, kitaptan bazı örnekleri bulabilirsin  :







Özellikle bu son fotoğraftaki yazıyı anneme okutmayı düşünüyorum. :)


***


# Ne Okuyorum 19

Kar,Nar ve Çalıkuşu !


Çarşamba günü edebiyat sınavım vardı ancak ben henüz Çalıkuşu'nu bitirmemiştim. Şansıma o gün kar yağdı ve okullar da tatil oldu. Böylesi tabi her türlü işime geldi tabiii. :)  Ben de fırsatını bulmuşken kitabımı narımı aldım pencerenin önüne oturdum ve okumama devam ettim. Kafamdaki huzurun tanımı da tam olarak böyle bir şeydi. :) Kitabı okurken Feride'ye güldüm, Munise'ye ağladım, Kamran'a kızdım, kısaca bu kitabı da kendim yaşadım. Hem okuduğum iyi oldu diziyle kıyaslayabileceğim. :)


Sevdiğim Sözler : 

  • Sevecek hakiki bir insan bulanlara şaşmak lazım... Çünkü onun bir hayalini bile bulmak o kadar güç, o kadar güç ki...
  • Sevmek denen şeyin rolü bu kadar insanı yakıp titretecek bir şey olursa kendisi, kim bilir, neydi?
  • İnsan birini sevmek felaketine uğradı mı esir gibi bir şey oluyor.
  • Yara sıcakken acımaz, hemşireciğim. Hele bir kere soğumaya başlasın. Sen bak, seyret o kızcağız nasıl yanıp yakılacak?...
  • İnsan, yaşadığı yerlerde beraber bulunduğu insanlara görünmez ince tellerle bağlanırmış; ayrılık vaktinde bu bağlar gerilmeye, kopan keman telleri gibi acı sesler çıkarmaya başlar, her birinin gönlümüzden kopup ayrılması, bir ayrı sızı uyandırırmış.
  • İçimde sönük bir ümit yok değildi. Çok güzel bulduğumuz için, hiçbir zaman elimize geçmeyecek sandığımız şeylere karşı duyulan o ümitsiz ümit.
  • Üşümek mi? İnsanın içinde güneş yanarken üşümek mi? 
  • ...mesut günlerin yazılacak nesi olur ki?
  • Bu gözler, gülümsemeler, canlı bir ıztırap gibi büyük ve derin görünecekler. Fakat gülmeye başladıkları an her şey değişiyor. O vakit küçülüyorlar, ziyalar (ışıklar) içlerine sığmıyor, küçük parıltılarla yanakların üstüne dökülmeye başlıyor.
  • Ah, bu erkekler! Hepsinde aynı gurur, aynı kendini beğeniş. Bizim de bir kalbimiz olduğunu, bizim de "mutlaka" isteyecek bir şeyimiz olabileceğini, bir türlü akıllarına getirmek istemiyorlar.
  • Aydınlık, hasta gözleri nasıl incitiyorsa, saadet de hasta gönülleri öyle sızlatıyor. Hasta gözler gibi hasta gönüler için de karanlıktan iyi ilaç yok.
  • Sevda, çocuk gözlerinden uyku gibi akar.
  • Bütün nefretlerime, isyanlarıma, bütün o geçmiş şeylere rağmen, ben yine bir parça senindim.
  • Çalıkuşu bugün defterinin gözyaşlarından kirlenmiş sayfalarına dökülen sonbahar yaprakları içinde müebbedden ölüyor.
  • Kamran, ben seni sevmesini, senden ayrıldıktan sonra öğrendim.
  • Bütün olan, geçen şeylere rağmen, sen yine bir parça benimdin; ben bütün ruhumla senin...
  • Seni sevmeye başladığım vakit gülmeden, eğlenmeden başka bir şey düşünmeyen hafif, yaramaz bir kız çocuğu, ışık gibi, ses gibi elde durmasına imkan olmayan bir Çalıkuşu'ydun.
***


23 Kasım 2013 Cumartesi

# Ne Okuyorum 18

Soğuk Kahve

Almayı aylar öncesinden kafaya koyduğum, ancak kitapçılara her gidişimde başka bir kitap alıp, almayı sürekli ertelediğim kitap. Sonuda okudum, bitirdim. Zaten bir solukta bitiyor. :) 

Kitapta genellikle hüzünleniyor, hayatı ilişkilerinizi sorguluyorsunuz yer yer - yazarın anılarını anlattığı kısımlarda- gülüyorsunuz ve en önemlisi gerçekten de kendinizden bir şeyler buluyorsunuz ki benim resimde gördüğünüz gibi işaret koyduğum yerler hep oralar. :D

Yani altını çizdiğim yerleri buraya yazmaya kalksam sayfalarca sürer. O yüzden en can sevdiklerimden bir kaç tanesini buraya yazsam sanırım yeterli olur. :)





  • Çeyrek altın da aldı başını gidiyor. Çok özeniyorum şu çeyrek altına. Onun gibi olamıyorum bir türlü, alıp başımı gidemiyorum.
  • Çayı açık severim ama seni çok koyu sevdim ben.
  • ...sevmek bir çocuğun yere düşürdüğü şekerini yıkayıp tekrar yemesi gibi bir şey. Sevmek ne kadar kirletilebilir ki?
  • Otobüs şoförünün gördüğü boşluk gibidir aşk, sen göremezsin.
  • Neden her şarkının içine giriyorsun?
  • Anne diyebilmek başka bir huzur.
  • Şarkılar olmasa gerçekten yalnız kalırdık.
  • Evlat insanın gözünün bebeğidir. Baba gözkapağı, anne kirpiktir. Öyle korunur o çocuklar...
  • Bir kızı çok severek mutlu edemezsiniz. Ona diğerlerinden farklı olduğunu hissettirin.
  • Beni kaybetmekten korkmuyorsan hayatımda ne işin var?
  • Aşka pek inanmam ama diğerlerinden daha çok sevmem gereken bir kız olduğuna inanıyorum.
  • Sıkılmak çağımızın hastalığı ve ilacı henüz bulunmadı.
  • Özgürsen sorun yok. Göyüzü hala senin...
  • Mutluluk ölçülebilir bir şey değil.
  • Önyargı hayattaki her şeyin önüne geçebilecekadar güçlü bir saçmalık.
  • El alem ne der diye düşündüğün sürece, aldığın kararlara asla kendi kararım diyemezsin.
  • Bazı yazıların içindeki bir cümle bir romana eşittir.
  • Hiçbir ortak noktanızın olmadığı, hiçbir konuda anlaşamadığınız insana gider aşık olursunuz. Bu hayatın "Al sana aşk" deme şeklidir.
  • Ne dünya mükemmel ne biz.
  • Hayat almadan vermez, sevdiğin her şey seni sona biraz daha yaklaştırır.
  • ...aşk bir kalp kazasıdır, içinden sağ çıkamazsın ve her şey yarım kalır, sen gibi ben gibi...
  • Dünyanın en güzel şeyi de Allah'ın bize bir dua kadar yakın olması.
=) =) =)

# Alışveriş 5

Evvett...Bugün yine BKM ve D&R yolları bize gözüktü. :) Bu ay malum okul sebebiyle dergiyi almaya bir türlü gidemiyordum. Özellikle Doctor Who 50. Yıl özel ekleri varken alamasaydım çok üzülürdüm.Bu arada bu akşam tüm dünyayla aynı anda CNBC-e 'de yayınlanacak olan "The Day of the Doctor"ı izliyoruz değil mi ? :)


Çalıkuşu ise yine sınav için sorumlu olduğumuz bir kitap. Ancak ben zaten uzun süredir okumayı istiyordum. Daha önce almaya gitmiştim ama gittiğim yerde sadece ince baskısı kalmıştı ben de onu alıp okudum. Şimdi bir de dizisi başlamışken kıyaslama yaparak güzelce okumak, diziyle paralel gidip karşılaştırmak isterdim ama okumak için sadece 1 haftam var. Bu arada lafı açılmışken Çalıkuşu dizisi gerçekten iyi bir yapım olmuş. Yurt dışında da oldukça ilgi görüyor. Yani kitaptan farklı gidiyor -zaten genelde öyle olur- özellikle Kamran, sarı çiyan... Ama Burak Özçivit ve Fahriye Evcen gerçekten rollerinin hakkını veriyorlar. :) Uyumlu da olmuşlar. 





17 Kasım 2013 Pazar

# Ne Okuyorum 17

Kürk Mantolu Madonna




Evet, fırsatı bulunca ilk olarak başladığım kitabı bitirdim.Ve tabi yine bayıldım. :)

Rasim, iş vasıtasıyla tanıştığı Raif Bey'i diğer herkes gibi ilk başta çok sıradan birisi olarak görür. Ancak diğerlerinden farklı olarak Raif Bey'i daha yakından tanır, Raif Bey'in kara kaplı defterini okur ve insanlardan bu denli uzak duruşunun arkasındaki gerçeği öğrenir. Kara kaplı defterde Raif Bey, geçmişte Maria Puder yani Kürk Mantolu Madonna'sı ile olan ilişkisini ve on yıl sonra ortaya çıkan bir gerçeği anlatmaktadır. 

Altını çizdiğim sözler : 

...insanlar daha ziyade ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırmayı tercih ediyorlar. Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkaki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır.
İnsanlara ne kadar çok muhtaç olursam onlardan kaçmak ihtiyacım da o kadar artıyordu.
Her şey, her şeyi olduğu gibi kabul etmekteydi. Şu halde bana da yapacak başka bir şey kalmıyordu.
İnsanları, kendi cinslerinden biri üzerinde kudret ve salahiyetlerini denemekadar tatlı sarhoş eden ne vardır? 
Bütün teessürlerimiz, inkisarlarımız, hiddetlerimiz, karşımıza çıkan hadiselerin anlaşılmadık, beklenmedik taraflarınadır. Her şeye hazır bulunan ve kimden ne gelebileceğini bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür?
İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rasgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.
Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!..
İnsan tahammül edemeyeceğini zannettiği şeylere pek çabuk alışıyor ve katlanıyor.
Bir ecnebi dil öğreneceğimi, bu dilde kitaplar okuyacağımı, ve asıl, şimdiye kadar sadece romanlarda rastladığım insanları işte bu "Avrupa"da bulacağımı tahmin ediyordum. Zaten muhitimden uzak duruşumun, vahşiliğimin bir sebebi de kitaplarda tanıştığım ve benimsediğim 
insanları muhitimde bulamayışım değil miydi?
Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim.
O zamana kadar bütün insanlardan esirgediğim alaka, hiç kimseye karşı tam manasıyla duymadığım sevgi sanki hep birikmiş ve muazzam bir kütle halinde şimdi bu kadına karşı meydan çıkmıştı.
Hayatım müddetince hep onu aramış, onu beklemiştim.
Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok senelerinden dahha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.
Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı, ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi.Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu... Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya, -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk
...ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım...Hakiki hayatım benim için can sıkıcı bir rüyadan başka bir şey değildir...
Hoş tutulan bir oyuncak olmak, onlara insan olmaktan daha kolay ve cazip geliyordu.
İnsanlar arasında çeşit çeşit kendini gösteren bütün sevgiler, sempatiler bir nevi aşktı. Yalnız yerine göre isim ve şekil değiştiriyorlardı.
"Aşk hiç de sizin söylediğiniz basit sempati veya bazen derin olabilen sevgi değildir. O büsbütün başka, bizim tahlil edemediğimiz öyle bir histir ki, nereden geldiğini bilmediğimiz gibi, günün birinde nereye kaçıp gittiğini de bilmeyiz..."
Bir şey noksandı, fakat bu neydi? Evden çıktıktan sonra bir şey unuttuğunu fark ederek duraklayan, fakat unuttuğunun ne olduğunu bir türlü bulamayarak hafızasını ve ceplerini araştıran, nihayet, ümidini kesince, aklı geride, ileri gitmek isteyen adımlarla yoluna devam eden bir insan gibi üzüntülüydüm.
Bu akşam anladım ki, bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla sarılabilirmiş.
Bizim mantığımızla hayatın mantığı asla birbirine uymuyordu.
Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır, ben onu kaybettim. İkinci defa oynayamam...
Her şeyi, her şeyi, bilhassa ruhumu hiç bulunmayacak yerlere saklamalı...
Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz.



❈ ❈ 




16 Kasım 2013 Cumartesi

Ve Sınavlar Bitti...






İki haftalık bir sınav maratonu sonunda bitti. :)






 Gerçekten 2 haftadır kitaplardan kafamı kaldıramaz haldeydim. Her gün 2 sınav...Birisinden çıkıyorsun güzel geçtiyse sevinemeden ya da kötü geçtiyse üzülemeden diğeri için hazırlanıyorsun. Evde,otobüste,teneffüste,öğlen arasında hep elinde bir kitap-çalışma kağıdı bir şeyler ezberliyorsun. Bir de matematikten alınan 46 var tabi. :D 


2 hafta sonra 2. sınavlar başlıyor ama şimdilik uuh kafam rahatladı cidden.
Bu 2 haftada aldığım kitapları bitiricem,dizilerimi izlicem,hep müzik dinlicem. Dolu dolu yaşıycam şu 2 haftayı. :) :*

21 Ekim 2013 Pazartesi

# Alışveriş 4



Babamı çok çok çok seviyorum. :) Geçen sefer gittiğimde almadığım kitaplarımı bugün bana gidip almış. Sevincim tazeyken yazayım dedim. Sınavlar başlayana kadar bunların tadını çıkarayım bali. :) Sonra kafamızı kaldıracak vaktimiz kalmıyor malum...Her neyse, iyi ki varsın babacım. <3




20 Ekim 2013 Pazar

# Alışveriş 3



Evet biliyorum aslında almam gereken kitapları almadım. :( Kürk Mantolu Madonna burada ama Ruhsuz'u ve Sütlü Mü Köpüklü Mü'yü göremiyorsunuz. Soğuk Kahve'yi görünce dayanamadım ne yapayım. :) ( Soğuk Kahve tanıtımına şuradan bakabilirsin. ) Bir sonraki alışverişte alırım heralde diğerlerini de :)







Ve Doğan Kitaptan da bir tanıtım broşürü almış oldum. :)

Siz bu cümleyi okurken, bir yerlerde insanlar, ülkelerindeki savaş, açlık ve yoksulluktan kaçmak için sonu zifiri bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyor. Ancak bu hikaye o kaçak göçmenlerle değil, onları kaçıranlardan biriyle ilgili. Adı Gaza. Babası bir insan kaçakçısı, Gaza da onun çırağı. Henüz 9 yaşında. Yani, hayata ve insana dair, öğrenmemesi gereken ne varsa, hepsini öğrenecek yaşta. 

"Babam bir katil olmasaydı, ben de olmayacaktım..."

Metnin tamamı: 120 sayfa
Yazan: Hakan Günday
1.Baskı: Ekim 2013
Doğan Egmont Yayıncılık

18 Ekim 2013 Cuma

Kitap Seçimi :)

Daha önce bahsetmiştim,alacağım kitaplara kura ile karar verdiğimden. Bayram harçlıklarımı topladığıma göre de artık alışverişe çıkma doğal olarak da kitap seçme vakti gelmişti. Fakat bu sefer kağıtla değil de bir kura sitesinden belirledim. Daha önce yazdığım kitapları oraya da yazdım. Ve çok da sevindiğim 2 kitabı seçtim. :)


İlk olarak isimler










Ve sonuç :)



He bir de daha önceki seçimde Sütlü Mü Köpüklü Mü kitabı çıkmıştı fakat bulamamıştım. Bu sefer de bakacağım ona bir daha. Umarım vardır.

16 Ekim 2013 Çarşamba

# Ne Okuyorum 16

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu



Aslında bu kitabı okumamızı Edebiyat öğretmenimiz istemişti.Çünkü ilk sınavda bundan soru soracakmış.Daha önce kitabın çok sıkıcı olduğunu söyleyenler olduğu için hiç okuma girişimim olmadı ve kitaba da ön yargıyla yaklaştım fakat,evet öğretmen haklıymış,yazarın anlattıklarını tek tek hissediyorsunuz.Acıyı,sevgiyi...Sanırım öğretmene bir teşekkür borçluyum.Anlamadığım kelimeler oldukça fazla ancak arka taraftaki sözlükte zaten bir çoğu mevcut.
Her şeyi siz de kendi içinizde yaşıyorsunuz.Çocuğun yaralı bacağında çektiği acıyı,tutulduğu aşkı...Çok büyük haksızlık etmişim.

Sevdiğim sözler : 

Beklemesini onlar kadar bilen yoktur.
Ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürüdüm.
O insan ki yüzünden bıkkınlıkla sebat mücadele eder.
Annelere anlatılan kederler taksim değil, zarbedilmiş olur.
Kendimi çok sevdiğim an, kendime çok acıdığım an.
   Beni yalnız bu koruyor:Bu aşk, bu merhamet.
Fakat bu ışığa çok bakamıyordum, bu güneş bile gözlerimden içeriye girince, kendimden daha büyük bir karanlık denize düşmüş gibi derhal sönüyor ve içimin rengini alıyordu.
Istırap, ağırlığıma bir şeyler katıyordu.
İçimde hep ne olduklarını bilmediğim gizli ve meçhul ümitlere sarılmıştım; onlar olmasa bir saniye nefes alamazdım; çünkü bütün hesaplar aleyhime çıkıyordu, bu meçhul ümitler beni aldatırlarsa mahvolacaktım.
Birbirimize açıldıkça kapanıyorduk.
Meçhul ümitlere inanmadığım an,beni kurtaracak şeyin ne oluduğunu bilmek istiyorum.Ümit etmek bile az.Emin olmak ihtiyacı.Yalancı istikbalin şüpheli vaatlerine değil, teminatına ve senedine ihtiyacım var.Halbuki o vaat bile etmiyor ve kendisine beni nasıl karşılayacağını sorduğum vakit, korkunç bir dilsizlikle susuyor.
Bir genç kız ne ister? Mes'ut olmak ister.
Hayretimin üstüne binen sevincimi taşıyamayacak bir hale geldim.
Halbuki mesele çok basit: İnsan hastalanır ve ölür.
Bazen etrafımızda o kadar esrarlı bir hadise olur ki ince teferuatına kadar bunu sezeriz, fakat hiçbir şey idrak etmeyiz; ruhumuzun içinde ikinci bir ruh her şeyi anlar, fakat bize anlatmaz,böyle korkunç işaretlerle bizi muammanın derinliklerine atar ve boğar.
Yalana her şey isyan etmelidir.Eşya bile...
Hakikat seviniz, o da sizi sever; hakikati arayınız, o da sizi arar ve üstüne yalan Çin setleri gibi kalın duvarlar örsün, altında kalan hakikat bir ince iniltiyle, bir hafif rüzgar dalgasıyla, herhangi bir küçük işaretle mevcudiyetini bildirir: "Buradayım!"der.
Ve bana Goethe'nin bir safsatasını telkine çalıştı. "Az ümit edip çok elde etmek hayatın hakiki sırrıdır."
Denizde, dalgalar arasında boğulacağını anladıktan sonra hiçbir hareket yapmayarak kendilerini suya salıverenler ve felaketi bir an evvel isteyenler gibi kendimi bırakmıştım.Bir şey ümit etmemenin rahatlığından başka barınacak ruhi bir köşem kalmamıştı.
   Artık hiçbir şey tahmin etmiyor,hiçbir şey beklemiyordum.

Gözlerimin içine bakıyor ve hiç bir şey söylemiyordu.Şiddetle titremeye başladım.Söyleyeceği mühim şeylerin vehametini evvela gözleriyle haber verdiğini anlıyordum.
Vücudumun büyük bir parçasını kaybetmek hayaline bir saniye katlanamıyorum, içime baygınlıklar geliyor, ellerimle hasta bacağımı tutuyorum ve onun ölümünü kendi ölümümden daha dehşetli buluyorum.
Giyinip soyunurken, pansuman yapılırken, minderin üstünde uzanırken, dakikalarca, mahkum uzvuma bakıyorum; her parçası, her hareketi, her yeni aldığı şekil bana birçok düşünceler veriyor, canlanıyor, ehemmiyet kazanıyor, şahsiyet sahibi oluyor ve öteki sağlam uzuvlar arasında idama mahkum bir kardeş gibi, endişeli bir hareketsizlikle susuyor. Celladın bıçağına teslim olacak olduktan sonra senelerce bu işkenceyi niçin çekti? Niçin kan ağladı?
"...bunu kasaplar da yaparlar ve bir balta vuruşta bir uzvu uçururlar.Biz,biraz tentürdiyot süreriz ve biraz da kloroformla hastayı uyuturuz. Farkı budur. Doktorluk, bu bacağı ve bu gençliği kurtarmaktır."
Bizden uzaklaşmadıkça bize görünmeyen sıhhat, itiyadın verdiği hissizlikle, sağlamların şuurundan kaçıp nasıl ve nereye saklanıyor? Onu ben görüyorum, çünkü benden uzak...
Istıraptan korkmamanın tek ilacı ıstıraptır. Bu ateşi o ateş söndürür.
Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler.
Istırabın derinlerine indikçe sevincimizi kaybetmek korkusu kalmadığı için, yeni bir sevinç başlıyor: Istırabın ilacı ıstıraptır.İkisinin hasıl-ı zarbı: Sevinç.
İki hasta kadar birbirine yakın hiç kimse yoktur.



***

15 Ekim 2013 Salı

# CNBC-e




Ekim 2013


Sonunda sonunda ve sonunda Ekim sayısını alıp inceleyebildim.Bu okulla başım dertte arkadaş.
:( Neyse kısaca dergiye bir göz atalım :








Dergimiz bu ay kapak olarak Vikings'i almış ve içerikte de Vikingler hakkında bol bol bilgi vermiş.







Ekim ajandası ise özet olarak yandaki gibi. :)




Neler Oluyor ?




VEEP'İN ZAFER NARALARI
Veep'teki performansları ile Komedi dalında En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Emmy'si alan Julia Louis-Dreyfus ve Tony Hale'in sevinci görülmeye değerdi.Çok yaşa Veep !

OLDU MU ŞİMDİ BUFFY?
Buffy The Vampire Slayer'in sona erdiğini, dizinin diğer oyuncuları gibi Sarah Michelle Gellar'ın Entertainment Weekly'e verdiği özel röpörtaj vesilesiyle öğrenen Alyson Hannigan,derginin kapağını gördüğü anı unutamıyor."Dünyam başıma yıkıldı."

KUKLALARLA TAHT OYUNLARI
Game of Thrones yıldızlarının konuk olmasını beklediğimiz son program Susam Sokağı'dır herhalde.Ancak asla "Asla" dememek gerek.Zira Peter Dinklage ve Lena Headey Susam Sokağı'nda.

İFLAH OLMAZ BREAKING BAD HAYRANLARINA
Breaking Bad'in setinden bir hatıra ister misiniz? Screenbid.com sitesi, setten 250 parçayı açık arttırmayla satışa çıkarıyor.29 Eylül'de başlayan satışın gözdesi ise yukarıda gördüğünüz ayıcık.

HANNIBAL'IN EN YENİ TRANSFERİ
Sex and the City'nin Miranda'sı Cynthia Nixon Hannibal'ın gelecek sezonunda FBI'da çalışan Kade Purnell rolünde çıkacak karşımıza.

MEŞHUR "ANNE"HİÇ HIMYM İZLEMEMİŞ !
Ted'in "anne"arayışı son buldu ve HIMYM hayranları rahat bir nefes aldı.Ancak anneyi canlandıran Cristin Milioti diziyi daha önce izlemediği için ne kadar büyük bir sorunun cevabı olduğunun farkında değil galiba.


SETLERDEN 











                                     
Kim Ne Dedi ?

Doctor Who'yu arkamda bıraktım,konuk oyuncu olarak bile dönmeyi düşünmüyorum.Böyle bir yeminim var.
-Karen Gillan


Laurence Fishburne'e uzun zamandır hayranım.Bir insanın ilk filmi nasıl Apocalypse Now olabilir ki ? Şaka gibi.
-Hugh Dancy


Hannibal

 Neden "ölüm"Sayın Fuller ?

Hannibal'ın yaratıcısı Bryan Fuller'ın ölümle bir alıp veremediği olmalı.Önce Dead Like Me, sonra Pushing Daisies ve şimdi de ölümün demirbaş olduğu Hannibal.


TV'nin en şık katili

Hannibal Lecter'ın tek yeteneği insanların zihinlerine sızmak değil.Kabul etmelisiniz ki, giyinmeyi de biliyor.

                                                   




Hannibal seti kanlı ve yapış yapış 


Sinemanın en tekinsiz 5 sofrası

Hannibal Lecter'ın sofrasına oturmaya korkuyorsanız,bir de bu sofraları deneyin.


  • The Texas Chain Saw Messacre (1974)
  • The Cook,te Thief,His Wife & Her Lover (1989)
  • Nosferatu: Phantom der Nacht (1979)
  • Alien (1979)
  • Braindead (1992)




Vikingler hakkında kısa kısa



Doctor Who neden farklı ?

  • Dalek tutkusu
  • Yaratıcı lügat
  • Bilimkurguda öncü
  • Jenerik şarkısı

Wedding Band





1 Ekimde Wedding Band'e Megan Fox konuk oldu.O bölümde rol alması beklenen oyuncu son anda yan çizince Tommy'i canlandıran Brian Austin Green'in eşi Megan Fox role talip oldu.Eşinin gözünde o bir kahraman. :)



the simpsons tanıma testi 






Bayram Ekranı


Ekim ayı filmleri



Ekim ayı filmlerinden bir kaçı :










 Yeni bir dizi : 

Winners & Losers










Family Guy / South Park




Film Eki'nden



Yerçekimi

Çılgın Hırsız 2

Kalbim Sende



Ve ek :) 

Bayram Kartpostallarının topluca hali.




YERİ GELMİŞKEN İYİ BAYRAMLAR EFENİİİİM :)

14 Ekim 2013 Pazartesi

# Ne Okuyorum 15

KİTAP HIRSIZI





Bu kitabı o kadar zaman bitiremeyip de elimde sürüklediğim için kendimden utandım.

Bir kere kitabın anlatımı zaten : 


Konu desen muhteşem ve kitap bittiğinde boşluğa düşmüş gibi oluyorsunuz.

Konu olarak,okuma bilmeyen bir kitap hırsızının yani Liesel Meminger'in yaşamı ölümün ağzından anlatılıyor.Öz annesi ve erkek kardeşinden ayrılıp evlatlık verildiği Himmel Sokağı'nda yaşayan Hubermann ailesini yanına taşınmasıyla ve Rosa,Hans,Rudy,Max,Ilsa ile tanışmasıyla hayatı tamamen değişen,Nazi Almanyası'nın zorluklarıyla yaşayan Liesel...Her daim kitaba aç olan ve kelimelerle iyi anlaşan Kitap Hırsızı.

Okumazsanız çok şey kaybedersiniz diyebilirim.Hans'ın merhametiyle eriyecek,Liesel ile beraber ağlayacak,Max'e üzülecek,Rosa'ya önce kızıp,sonra ısınacak,Rudy'e gülecek ve her karakteri bizzat içinizde yaşayacaksınız.Tek bir şeye eminim ;  Kitap Hırsızı'nı çok sevecek,hiç bitmesin isteyeceksiniz.


Kitaptan Can Alıcı Birkaç Söz : 

 İŞTE KÜÇÜK BİR GERÇEK
      Öleceksiniz
 Kişisel olarak,çikolata rengi gökyüzünü severim.Koyu,çok koyu çikolata.
 Annesi hep hastaydı ve tedavi olacak paraları yoktu.Bunu biliyordu.Ama bilmesi,kabul etmek zorunda olduğu anlamına gelmiyordu.
 Yüze atılan bir kartopu,uzun ömürlü bir arkadaşlık için kesinlikle mükemmel bir başlangıçtır.
 SENDEN NEFRET EDEN BİR ÇOCUKTAN DAHA KÖTÜ TEK ŞEY.
      Sana aşık bir çocuk.
 Kalbinin derinliklerinde bir yerde bir kaşıntı vardı,fakat kaşımamaya dikkat ediyordu.Ortaya çıkabilecek şeylerden korkuyordu.
 Rudy dünyayı bozguna uğratmak için kendini baştan aşağı siyaha boyayan deliydi.
      Liesel kelimeleri okuyamayan kitap hırsızıydı.
      Ama inanın bana,kelimeler yoldaydı ve geldiklerinde,Liesel onlara bulut gibi ellerle tutunup,yağmur gibi sularını sıkacaktı.
 Çoğu acı hikayesinde olduğu gibi, her şey derin bir mutlulukla başlamıştı.
 Kitapları tek tek parmaklarının altında hissetti.Sihir gibiydi.Bir avizeden yayılan parlak ışık huzmeleri gibi.Birkaç kez kitaplardan birini neredeyse yerinden çekecekti ama onları rahatsız etmeye cesareti yoktu.Çok mükemmellerdi.
 DEV KAYA GİBİ İKİ KELİME
      ÖZÜR DİLERİM
 İnsan her zaman dilediğini elde etmezdi.
 Hayatları hayal bile edilemeyecek ölçüde değişmişti ama hiçbir şey olmamış gibi davranmaları şarttı.
      Yüzünüze bir tokat yedikten sonra gülümsediğinizi düşünün.Sonra da bunu günde yirmi dört saat yaptığınızı.
 "Açlıktan ölüyorum,"diye cevap verdi Liesel,Bir kitap için.
 İnsan, mutluluğu çalabilir miydi ?
 GÜZEL BİR DÜŞÜNCE
      Biri kitap hırsızıydı.
      Diğeri gökyüzünü çalmıştı.
 Özsaygısı ayak bileklerinin etrafında toplanmıştı.
 Güneş dünyayı kıpırdatır.
O da yahni gibi tekrar tekrar bizi.
...
Dünya çirkin bir yahni,diye düşündü.
O kadar çirkin ki tahammül edemiyorum.
 O kadar öfkeliydim, o kadar korkuyordum ki kelimeleri öldürmek istedim.
 Üçüncü sayfaya geldiğinde eli ağrıyordu.
Kelimeler çok ağır,diye düşündü...
 O çalarken sık sık parmaklarına ve yüzüne bakıyorum.Akordeon nefes alıyor.Yanaklarına çizgiler var.Onlar da nefes alıyor gibiler ve nedense onlara baktığımda içimden ağlamak geliyor.Üzüntüden veya gururdan değil.Sadece hareket edip değişme şekillerinden.Bazen babamın bir akordeon olduğunu düşünüyorum.Bana bakıp gülümsediğinde ve nefes aldığında notaları duyuyorum.
 Bu onun tek zararı.Kalbime basıyor.İçimden ağlamak geliyor.

***


Bu kitap niye bitti ki ! ! ! 






5 Ekim 2013 Cumartesi

22 Gün İhmal Edilen Blog ! :(

Gerçekten okul varken hiçbir şeye fırsat kalmıyo.Ya 22 gündür bloga bir satır bir şey yazamadım.Kitap okuyamadım,film-dizi desen zaten izleyemiyorum.Sabah 6.45'te evden çıkıyorum,17.15'te evde oluyorum.Yolum uzun 45 dakika - 1 saat kadar sürüyor. Orada anca kitap okumaya ve müzik dinlemeye fırsat bulabiliyorum.Hafta sonları ise tam anlamıyla rahat bir nefes alabilirim diyorum ama onlar da henüz ilk haftalarda olduğumuz için koşuşturmalarla,ilk haftadan ödev veren güzel hocaların (!) verdiği ödevleri yapmakla ve alışverişle geçiyor.Daha anca fırsat bulabildim.Sonra bir tek bayram tatilimiz olucak. O da bitince sınavlar başlıyor yani :


Ya ben tatili gerçekten çok özlüyorum.Sabahtan akşama kadar bir şeyler izlemeyi,geceleri ise sabahlara kadar sürükleyici bir kitabı telefonun ışığında okumayı... Şimdi sabahtan akşama kadar okul,geceye kadar ödev ve ışık hızında geçen hafta sonu tatili...


En son okumaya başladığım kitap 1 ay kadardır hala da elimde sürükleniyor.Yeni çıkan şeyleri de takip edemiyorum.Blog desen bişi yapamayınca zaten paylaşamıyorum da.Böyle olursa blogun gelişmesi biraz zor görünüyor.