16 Ekim 2013 Çarşamba

# Ne Okuyorum 16

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu



Aslında bu kitabı okumamızı Edebiyat öğretmenimiz istemişti.Çünkü ilk sınavda bundan soru soracakmış.Daha önce kitabın çok sıkıcı olduğunu söyleyenler olduğu için hiç okuma girişimim olmadı ve kitaba da ön yargıyla yaklaştım fakat,evet öğretmen haklıymış,yazarın anlattıklarını tek tek hissediyorsunuz.Acıyı,sevgiyi...Sanırım öğretmene bir teşekkür borçluyum.Anlamadığım kelimeler oldukça fazla ancak arka taraftaki sözlükte zaten bir çoğu mevcut.
Her şeyi siz de kendi içinizde yaşıyorsunuz.Çocuğun yaralı bacağında çektiği acıyı,tutulduğu aşkı...Çok büyük haksızlık etmişim.

Sevdiğim sözler : 

Beklemesini onlar kadar bilen yoktur.
Ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürüdüm.
O insan ki yüzünden bıkkınlıkla sebat mücadele eder.
Annelere anlatılan kederler taksim değil, zarbedilmiş olur.
Kendimi çok sevdiğim an, kendime çok acıdığım an.
   Beni yalnız bu koruyor:Bu aşk, bu merhamet.
Fakat bu ışığa çok bakamıyordum, bu güneş bile gözlerimden içeriye girince, kendimden daha büyük bir karanlık denize düşmüş gibi derhal sönüyor ve içimin rengini alıyordu.
Istırap, ağırlığıma bir şeyler katıyordu.
İçimde hep ne olduklarını bilmediğim gizli ve meçhul ümitlere sarılmıştım; onlar olmasa bir saniye nefes alamazdım; çünkü bütün hesaplar aleyhime çıkıyordu, bu meçhul ümitler beni aldatırlarsa mahvolacaktım.
Birbirimize açıldıkça kapanıyorduk.
Meçhul ümitlere inanmadığım an,beni kurtaracak şeyin ne oluduğunu bilmek istiyorum.Ümit etmek bile az.Emin olmak ihtiyacı.Yalancı istikbalin şüpheli vaatlerine değil, teminatına ve senedine ihtiyacım var.Halbuki o vaat bile etmiyor ve kendisine beni nasıl karşılayacağını sorduğum vakit, korkunç bir dilsizlikle susuyor.
Bir genç kız ne ister? Mes'ut olmak ister.
Hayretimin üstüne binen sevincimi taşıyamayacak bir hale geldim.
Halbuki mesele çok basit: İnsan hastalanır ve ölür.
Bazen etrafımızda o kadar esrarlı bir hadise olur ki ince teferuatına kadar bunu sezeriz, fakat hiçbir şey idrak etmeyiz; ruhumuzun içinde ikinci bir ruh her şeyi anlar, fakat bize anlatmaz,böyle korkunç işaretlerle bizi muammanın derinliklerine atar ve boğar.
Yalana her şey isyan etmelidir.Eşya bile...
Hakikat seviniz, o da sizi sever; hakikati arayınız, o da sizi arar ve üstüne yalan Çin setleri gibi kalın duvarlar örsün, altında kalan hakikat bir ince iniltiyle, bir hafif rüzgar dalgasıyla, herhangi bir küçük işaretle mevcudiyetini bildirir: "Buradayım!"der.
Ve bana Goethe'nin bir safsatasını telkine çalıştı. "Az ümit edip çok elde etmek hayatın hakiki sırrıdır."
Denizde, dalgalar arasında boğulacağını anladıktan sonra hiçbir hareket yapmayarak kendilerini suya salıverenler ve felaketi bir an evvel isteyenler gibi kendimi bırakmıştım.Bir şey ümit etmemenin rahatlığından başka barınacak ruhi bir köşem kalmamıştı.
   Artık hiçbir şey tahmin etmiyor,hiçbir şey beklemiyordum.

Gözlerimin içine bakıyor ve hiç bir şey söylemiyordu.Şiddetle titremeye başladım.Söyleyeceği mühim şeylerin vehametini evvela gözleriyle haber verdiğini anlıyordum.
Vücudumun büyük bir parçasını kaybetmek hayaline bir saniye katlanamıyorum, içime baygınlıklar geliyor, ellerimle hasta bacağımı tutuyorum ve onun ölümünü kendi ölümümden daha dehşetli buluyorum.
Giyinip soyunurken, pansuman yapılırken, minderin üstünde uzanırken, dakikalarca, mahkum uzvuma bakıyorum; her parçası, her hareketi, her yeni aldığı şekil bana birçok düşünceler veriyor, canlanıyor, ehemmiyet kazanıyor, şahsiyet sahibi oluyor ve öteki sağlam uzuvlar arasında idama mahkum bir kardeş gibi, endişeli bir hareketsizlikle susuyor. Celladın bıçağına teslim olacak olduktan sonra senelerce bu işkenceyi niçin çekti? Niçin kan ağladı?
"...bunu kasaplar da yaparlar ve bir balta vuruşta bir uzvu uçururlar.Biz,biraz tentürdiyot süreriz ve biraz da kloroformla hastayı uyuturuz. Farkı budur. Doktorluk, bu bacağı ve bu gençliği kurtarmaktır."
Bizden uzaklaşmadıkça bize görünmeyen sıhhat, itiyadın verdiği hissizlikle, sağlamların şuurundan kaçıp nasıl ve nereye saklanıyor? Onu ben görüyorum, çünkü benden uzak...
Istıraptan korkmamanın tek ilacı ıstıraptır. Bu ateşi o ateş söndürür.
Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler.
Istırabın derinlerine indikçe sevincimizi kaybetmek korkusu kalmadığı için, yeni bir sevinç başlıyor: Istırabın ilacı ıstıraptır.İkisinin hasıl-ı zarbı: Sevinç.
İki hasta kadar birbirine yakın hiç kimse yoktur.



***

1 yorum:

  1. Merhaba WattpadTurkiye.Com ailesi olarak yazılarınızı gerçekten çok beğendik. Sizi sitemize davet ediyoruz. Sitemizde Wattpad ile ilgili herşeyi paylaşabilir ve ücretsiz tanıtım reklam yapabilirsiniz. Böylece Wattpad Türkiye kullanıcılarına daha kolay ulaşabilirsiniz. Kaleminiz Daim Olsun... İyi Günler...

    YanıtlaSil