22 Temmuz 2014 Salı

Yeni Tasarım ! ^o^


Eveet, bir kaç hafta önce yazdığım bir yazımda bir daha uzun bir süre blog tasarımını değiştirmeyi düşünmediğimden, o anki tasarımın beni bir süre idare edebileceğinden çünkü tasarımın çok zahmetli bir iş olduğundan bahsetmiştim.

Ama gelen bir hevesle tekrar tasarımı değiştirdim :D

Pembeli tonlardan kahve tonlarına bir geçiş yaptım.
Yazı tipleriyle ve blog yerleşimiyle de biraz oynadım.

Ve açıkçası sonuç içime sindi ve bu sefer cidden uzun süre tasarımda bir değişiklik yapmayı düşünmüyorum. :D

Yeni tasarım hepimize hayırlı uğurlu olsun ! :)



12 Temmuz 2014 Cumartesi

# Ne Okuyorum 32

Sonsuza Dek ( The Selection #3 )



Prenses adayları 4 kişi kalınca işler kızışır mı ?


Seçim serisinin tüm kitaplarını çok severek ve bir solukta okuyorum.  
Bkz. ( Selection #1 ve #2 )
Final kitabını da yine aynı şekilde okudum.

Fakat o da ne !
İlk iki kitapta Team Maxon' ken, bu kitapta Max Aspen Max Aspen Max Aspen Max ve en son Max...
O kadar çok ikisi arasında gidip geldim ki, kendi dengem şaştı.

Kitabın başında beni şaşkına çeviren tek şey buydu. Ama sonra sayfalar ilerledi ve Aman Yarabbi !



Her sayfada ayrı bir şok !!!

Birini sindiremeden bir diğeri sonra diğeri ve diğeri...

Sanırım spoiler vermeden duygularımı anlatmam mümkün değil.

Kitabı okumadıysanız bundan sonrasını okumayın bence. :)

İlk olarak Max'ciğimle başlamak istiyorum. :) :) :)

Bundan önceki iki kitapta da Forever Maxon diyordum.

Hala öyle diyorum. 

Kitap aralarında bazen Aspen'e doğru kaydığım zamanlar oldu ama sana ihanet etmedim hiç  Max !


Aslında America ' da etmedi. Sen yanlış anladın yaa. Ama neyse gelicem oraya.

America ve Maxon sarayda iyice yakınlaştıklarında benim keyfime yoktu.

America, Maxon'a aşık olduğunu anladığında yaptığım mutluluk danslarım ^,^

"Onu seviyordum.
Neden bu kadar emin olduğumu anlamlandıramıyordum ama o anda adımı ya da göğün rengini ya da bir kitabın içinde yazan gerçekleri nasıl biliyorsam öyle biliyordum."


Hele o yağmurdaki dansları aih <3 

"İki elinin de sırtımda kavuştuğunu, sanki tutmasa dağılacakmışız gibi beni kendine çektiğini hissettim. Yağmur çatıya yağarken tüm dünya sessizleşti. Sanki o, yeterince yoktu, yeterince ten ya da mekan ya da zaman yoktu."

Tabi sonrasında sinirli bir kral babayla karşılaştılar, o ayrı konu.

Neyse ne diyorduk ?

Sarayda 4 kızımız kalmıştı :

America, Celeste, Elise ve Kriss .

America zaten göz bebeğimiz ve halkta gittiçe ona ısındı.

Celeste ^o^

Beni şoka sokan Celeste oldu.

Yahu bu yazarlar ilk kitapta bize nefret ettirdikleri karakterleri, sonraki kitaplarda sevdirip daha sonra da onları öldürtmeye pek bir meraklılar ! ( Bkz. Lux - Ash !  Lux demişken Micah ve kedicik isimleri bana hep o seriyi hatırlattı ^,^ Bu arada Micah... "Cesaret inanılmaz yerlerde saklanırdı.")

Ya ben Celeste'e ilk kitapta baya bildiğiniz büyük boy bir nefret besliyordum.

Bu kitapta kıza hayran oldum.

Sonra ne oldu ?

Öldü.

Nasıl öldüğüne geçmeden önce Hüküm denen şu dandik törenden bahsedelim.

Neymiş adam çocukları için 2 kıyafet çaldı diye ömür boyu hapis !

Pışııık, külahıma anlat sen bunu. 

Tabiki America'da yemedi.

Üzerindeki takıları adama verdi, git krala borcunu öde dedi.

"Adam, olduğum yere geldiğinde bana sarılmaya çalıştı, kelepçeler olduğu halde. Ağladı, beni kutsadı ve salondan evrendeki en mutlu ruh olarak ayrıldı."

"Hırsızlık için hayat boyu ceza mı ? Sarayı söküp götürmediği sürece bunu hak edecek ne çalmış olabilir ki ?"

İşte benim kızım ! Aslanım Ames ;) ;) ;)




Bu kızlarımız o kadar iyi anlaştıklar ki, tıpkı bir kız kardeş gibi oldular. ^,^

Odada makyaj yapıp, Maxon'dan fotoğraf makinesi istedikleri ve kapıyı yüzüne çarptıkları bölümde evin içinde kahkahayı basmış olabilirim, birazcık. O:)

Tıpkı kraliçe kadar memnundum ben de...

"Hepinizin iyi geçindiğini görmek, kalbime iyi geliyor."

America'nın da vakti iyi geçiyordu fakat...

Babasının ölüm haberi geldi.

4 günlüğüne evine dönen America babasının mektubunu okuduğunda onun 
Kuzeyli bir asi olduğunu anladı.

"Babam, Kuzeyli bir asiydi."

"Babam bir asiydi. Odasında saklanmış yarı yarıya yok edilmiş bir tarih kitabı, haklarında hiçbir şey bilmediğim cenazesindeki o arkadaşları... Adı America olan bir kız. Dikkat etmiş olsaydım, seneler önce bunu anlardım."

 Okuduğumda resmen ürperdim ve aklıma geldikçe de şaşırıyorum.

Bu arada mektup... Çok duygusaldı.

"Seni, resmin, melodilerin, kelimelerin ötesinde seviyorum."

Saraya döndüğünde Celeste ve Elise elenmişti.

Ama elenen diğer bütün kızlar da saraya gelmişlerdi.

Tek rakibi Kriss'ti.

Daha sonra onun da bir asi olduğunu öğrenip koca bir "OHA !" çektik.

Ve Max'in America için yaptığı ev sürprizinin tatlılığı karşısında da eridik.

Maxon ve America sonunda birbirlerini sevdiklerini söylediler ve Max kesin olarak America'yı seçeceğini söyledi.

Ama sonra... Sonra Aspen'le konuşurken yakaladı ve onun America'nın geçmişindeki sevgilisi olduğunu anladı. Ve Kriss'i seçmeye karar verdi.

America, yokluğunda Maxon'un yazdığı mektupları okurken insanın gözleri dolu dolu oluyordu.

"Elinde bir çanta dolusu taş tutan, önüne çıkan her düşmana bu taşları fıratmaya hazır olan kız olduğunu düşünürken, sen, o taşa dönüştün. Sapasağlam ve yeteneklisin."

"Hiçbir öğretmenden gelen azar, babamdan gelen hiçbir fiske. gençliğimdeki hiçbir yalnızlık, beni kendinden ayırman kadar çok acıtmadı canımı."

"...sen ağaçlara düşen gün  ışığısın. Sen, hüznü delip geçen kahkahasın. Sen, fazla sıcak bir günde esen rüzgarsın. Sen akıl karışıklığının arasındaki netliksin.
Sen, dünya değilsin ama dünyayı iyi kılan her şeysin. Sen olmadan hayatım devam ederdi ama tek yapabileceği de bu olurdu."

Ve gizlice odasına girip parfümünden mendiline sıktığını öğrenince... Ahaha çok tatlı değil mi ama :D

Törene geldiğimizde ise Güneyli asilerin Celeste'in kafasına kurşun sıkmasıyla kargaşa başladı.

KAFASINA KURŞUN SIKTI YAHU !

CELESTE :( :( :(

Daha sonra da Maxon vuruldu.

MAXON VURULDU !

O anda yaptığı hatanın farkına vardı.

Acının içinden bana gülümsedi.
"Kalbimi kır. İstersen bin kere kır. Kırman için sadece sana ait olmuştu zaten."
"Şişş,"dedim aceleyle.
"Seni son nefesime kadar seveceğim. Kalbimin her atışı, senindir. Sen bunu bilmeden ölmek istemiyorum."

"...ilk defa fark ettiğim şey, pencereden sızan parlak gün ışığıydı. Gökyüzü, dünyanın yerle bir olduğunu bilmiyor muydu ? Bugün güneş nasıl parıldayabiliyordu ? "

"Hiçbir şey, asla yerini almayacak Maxon. Ve aşkımızı mühürledim."

Kral denen koca kafalı için üzüldüm diyemem ama...

Ama kraliçe...

"Ona anne diyebileceğimi söylemişti. Maxon, onsuz ne yapacaktı ?"

Bu arada Maxon ölmedi tabi ki, Mare ve Aspen de ölmedi.

Ya bir de şu America'nın hizmetçileri vardı.

Anne, Mary, Lucy

Hepsi çok tatlı kızlar.

"Yüzünü inceledim, sonrasında Lucy'ninkini, sonrasında Anne'inkini de. Daima hizmetçilerime yakın olmuştum, onlara daima güvenmiştim. Fakat dün gece bir şey değişmişti. İlk defa bu bağlar test edilmişti ve gün ışığında onlar hala buradaydılar, güçlü ve sağlam."

Bu Anne Aspen'e aşık ama Lucy ve Aspen de sevgiliymiş ya.

O kadar şaşırdım ki size anlatamam :D :D

Meğer Aspen başından beri 3 kere kurduğu ve yarım kalan "Seni hep seveceğimi söylediğimde bunu kastetmiştim. Ve..." diye başlayan cümlesinde America'ya bunu söyleyecekmiş.

Ve düğün...

"Burada bir kral gördüğünü biliyorum ama net olmama müsade et; bu, bir emir değil. Bir istek bir yakarış. Sana yalvarıyorum; beni yaşayan en mutlu adam yap. Lütfen bana eşim olma onurunu yaşat."

Yüzüüük <3

Mor olanın, doğum taşım olduğunu biliyordum, yani, yeşil olan da onunkisi olmalıydı. İşte orada yan yana parıldayan iki küçük ışık huzmesi olarak birlikteydik, ayrılamazdık.

Ellerimi, sanki onu bu dünyaya bağlayan tek şeymiş gibi tutuyor ve söylenecek kelimelere,asla bozmayacağım sözlere kendim hazırlayarak buna yoğunlaşıyorum. Bugünün gücü, büyü gibi gerçekten.

Kral Maxon Schreave ve 

Orada çok normal görünyordu, basitçe giyinmişti, saçı karman çormandı. Fakat aynı zamanda da eskisinden çok daha fazlasıymış gibi görünüyordu. Biraz daha mı dik oturuyordu ? Yüzü bir şekilde daha mı ciddileşmişti ? 
Besbelli kraldı.

EN BÜYÜK KRAL BİZİM KRAL ! 

Kraliçe America Schreave...

BITCH PLEASE !

IT'S AMERİCA SCHREAVE !


ALINTILAR :


Odada hızla dolandım, mumları yaktım, ortamı davetkar bir hale sokmaya çalıştım. Kapı vuruldu ve ben de kibriti söndürüp aceleyle yatağıma yöneldim, bir kitap kaptım ve elbisemi etrafıma yaydım. Tabi ya Maxon, ben kitap okurken hep böyle gözükürüm.

"America, sende kötü fikirlerden başka bir şey yok. Niyet harika ama fikirler berbat."

"Gözlerin çikolata gibi görünüyor," diye mırıldandım.
Gülümsedi. "Ve seninkiler de sabah göğü gibi."

"Benim seni nasıl çağırmam gerekiyor ?"
"Koca hazretleri. Korkarım ki yasalar bunu zorunlu kılıyor."

Bir kurşun yarası ile kırık bir kalp, iki farklı yaralanma şekli olarak görülebilirdi."

kemmel olmayacak, her zaman değil.
Bu, sonsuza dek mutlu yaşadılar demek değil.
Bu, ondan çok daha fazlası.

( Ayrıca ithaf ve teşekkür bölümleri çok samimiydi ^,^ )

Tanıtım videoları :) :)

Filmi de çıksa keşke...





***



10 Temmuz 2014 Perşembe

İyi Biri Olursanız Şirinleri Görebilirsiniz ^,^

Merhabaa. :)

Küçüklüğümden beri Şirinlere karşı hep bir sempati duymuşumdur. :)

Çizgi film halini sevdiğim gibi 3 boyutlu çekilen 2 filmini de çok sevdim. 3. filmi de 2016'da vizyonda olacak sanırım.

Ayrıca kısa film halinde de 3 boyutlu olarak 

- Bir Yıllbaşı Şarkısı

- Hayalet Şirin Efsanesi

filmleri var. Onlar da çok şirin. :)




Filmi çıktığından beri Kinder Sürpriz, şirin oyuncakları veriyor. 1.'sine yetişemedim ama Şirinler 2 koleksiyonumun bitmesi için Sadece 1 Şirin Baba, 1 Somurtkan Şirin ve 1 de Haylaz Kıza ihtiyacım var. :)










Her Kinder aldığımda hepsi tek tek çıkıyordu. Ta ki Gargamel laneti üzerime bulaşana kadar... Peşpeşe tam 5 Gargamel çıktı.:( Ben de birini arkadaşıma verdim.




Daha sonra da Gözlüklü... Bu aralar da hep Gözlüklü Şirin çıkıyor...


Tabi bu kadar çıkarana kadar da az kamyon, pervane gibi değişik oyuncaklar da toplamıştım o ayrı ^,^


BUT FIRST, LET ME TAKE A SELFIE ! :D



Şirin kalemim ^,^


Vee şirin yiyeceklerim. :D

( Aaauuw, keşke şirin tişörtümü de çekseydim.:(( )


Hepinize Şirin geceler diliyorum. ^,^

***




9 Temmuz 2014 Çarşamba

# Ne Okuyorum 31

 Belalı Düğün ( Beautiful #2.5 )



O la la !

İncecik çerez niyetine bir kitaptııı . :)

Hikayeyi esas kızımız Abby'nin, namı değer Güvercinimiz, ağzından Tatlı Bela'da okuduk.

Aynı hikayeyi bir de esas çocuğumuz Travis ( kalpkalpkalp ) namı değer Kuduz İt'ten de ( : / ) Ayaklı Bela'da okuduk.

Bu çiftimizin düğün ayrıntılarına o iki kitapta yer vermeyen Jamie'ciğimiz de, düğünü böyle çok şeker bir ek kitapta anlatmaya karar vermiş.

İyi de yapmış. :)


Diğer iki kitap boyunca hep kapaktaki kelebeğe ve kitapların adlarındaki " bela " kısmına anlam vermeye çalıştım. Ayırca "Güvercin" lakabının sebebine de. :)

Onlarla ilgili merakım da bu kitapta giderilmiş oldu.

"Sezdiğin şey bitkinlik diye düşünüyorum. Neredeyse yirmi dört saattir uyumadım."
İçini çekip alnımı öptü ve sonra da mini buzdolabına gitti. Eğilip bir şey aldı, döndüğünde elinde iki tane Red Bull vardı. "Sorun çözülmüştür."
"Tanrım, nişanlım bir dahi."
Bir tanesini bana uzattıktan sonra beni kollarına aldı.
"Bunu beğendim."
"Dahi olduğunu düşünmemi m?"
"Nişanlın olmayı."
"Öyle mi ? Alışmasan iyi edersin. Üç saat sonra sana başka bir şekilde sesleniyor olacağım."
"Yenisini daha çok seveceğimden eminim."

Abby'ciğimizin Vegas'ta evlenirken saçına takmak için seçtiği toka kelebekliydi :) 

"Hayatımda hiç dikkatleri üstüme çekmek istediğim olmamıştı. Görünüşe göre kendi düğünüm bile bu konuda bir değişikliğe neden olmayacaktı."

"İlk adımımı atıp 'İşte gelin geliyor !' dedim.

***

"...kravat bulmakta sıkıntı yaşıyordum. "S..... et," deyip takım elbiseyle beyaz bir gömleği alıp kasaya gittim. Damadın kravat takması Tanrı'nın emri değildi ya."

"Ah onu ben ver'cektim." ( Elvis )
Travis'in ağzı çarpıldı. " O zaten benimdi. "

Sayfa 71...
Abby, son anda şüpheye düşünce Travis ona, annesinin gelecekteki gelinine vermesi için yazdığı mektubu veriyor. 

Ağlamamak elde değil ki...

Bu arada "Valla" diye çeviri yapmaları çok hoşuma gitti :D

Ama bir kaç şeye değinmek istiyorum.

Lux serisiyle arasında gerçekten büyük benzerlikler var. 
Bazen Jen ve Jamie'nin beraber yazdığını düşünüyorum.

Lakaplar, Vegas'ta gizlice düğün, Charlie Brown'a göndermeler...

Ayrıca Abby Trent'le gizlice konuşurken, Travis'e Mare'in gizli düğüne çok kızdığını söylüyor. Ama daha sonra dövmecide Travis'in yanında haber veriyor ve Travis de "Hani biliyordu lan bu ? " diye hiç sormuyor.

Aaa ama Mrs. Maddox ve Güvercin dövmeleriiiiiii. <3 :)



13. Bölüm'ün üzerini çizip 14 yazarak Şanslı - ya da şanssız - 13'e gönderme yapmaları da çok hoştu.

Bu arada 1 yıl sonra gerçek büyük bir düğün yapıyorlar. 
Bekarlığa veda gecesinde Trenton'un kadın kılığına girmesi... :D :D :D

Ne kadar güldüğümü size anlatamam...

Ve kızların gecesinde ise "Kocan Ne Derdi ? " oyunu muhteşemdi. :)

ALINTILAR ( ABBY & TRAVIS )


  • Hiç mantıklı bir şey değildi, dolayısıyla tam olarak yapmamız gereken şeydi.
  • Her zaman günlük güneşlik olmayacaktı ama en iyi olduğumuz zamanlar zorlu dönemlerimizdi ve daha şimdiden bunların üstesinden gelebileceğimizi bilecek kadar çok zorlu dönem yaşamıştık.
  • BENİMLE OLMAYACAĞIN HİÇBİR YERDE OLMAK İSTEMİYORUM. BEN BUYUM VE SENİNLEYİM.

Ayrıca adı geçen bir kaç güzel şarkıyı da yazayım : 

Bon Jovi 
( Taksi yolculuğu bölümlerinde )

- Wanted Dead or Alive
- Bed of Roses
- I'll Be There There For You

Düğün sırasında da Think for You... :)

Ve kitapta, yine düğün sırasında Elvis'in söylediği bir şarkıyla da kapanışımızı yapalııım ^,^



***






8 Temmuz 2014 Salı

# Dergi


UYKUSUZ & PENGUEN

11 aydır takip ettiğim bir dergi olan CNBC-e dergi dijital ortama geçince boşluğa düşmüş gibi hissettim. 

Şuraya tıklayarak veda  yazıma ulaşabilirsiniz ve 'DERGİ' başlığı altında incelemesini yaptığım sayılarına ulaşabilirsiniz.

Ondan sonra başka aylık dergi arayışlarına girdim. Eskiden çok uzun bir süre, Bilim Çocuk dergisini takip etmiştim. Şimdi de Bilim Teknik ya da National Geographic dergilerini alsam mı diye düşünüp sonra bu düşünceden vazgeçtim.

Güzel ek veren dergilere bakıyordum şu sıralar. 

Ama sonra haftalık olan Penguen ve Uykusuz çarptı gözüme. 

Aldım ben de.
 
Ve iyi ki de almışım. Her ikisinin de içeriği çok güzel. Güldürmenin yanı sıra gündemi yansıtıyorlar ve siyasete fazla kafa yormayan, gündemi takip etmeyenler için de oldukça iyi bir şekilde durumu özetliyorlar bence.

Özellikle kapakları muhteşem. Ben de sitelerini ve Penguen Kapak Arşivi'ni inceliyorum şu anda.
Daha önce almadığım için duyduğum pişmanlığı size anlatamam. 

Devamlı takip edemesem de dışarı çıktığımda alıp okuyabilirim.

Keyifli vakit için birebir bunlar ! :))

7 Temmuz 2014 Pazartesi

# Ne Okuyorum 30

KÖKEN ( Lux #4 )



Ömrüm Lux serisinin bir sonraki kitabını heyecanla beklemekle ve o sürede de olayları unutmakla geçecek sanırım. Umarım çok beklemeden 5. kitap 'Opposition' da çevrilir.

O değil de ben Köken'e BA-YIL-DIM ! 


Yahu Jen, sen ne yapıyorsun ? Her kitapta canımızı mı almaya çalışıyorsun ?


Ama baştaki ithaf çok hoşuma gitti.

"En büyük hayranım ve destekçim olan annem için.
Özlenecek fakat asla unutulmayacaksın."

Bol bol yakınacağım bir yazıya geçmeden önce şunu belirtmek istiyorum. 
Çok severek takip ettiğim bir blog olan Renkli Kitap da bir dönem kitap okuyamama probleminden bahsetmişti. Ve bir başka blogger "O büyülü cümleyi bulana kadar yarım kalacak kitaplar..." diye yorum yapmıştı. Renkli Kitap'ın yazarı da daha sonra o cümleyi bulduğundan bahsetmişti. İşte ben de uzun süredir kitap okumaktan eskisi kadar keyif alamıyordum. Elime alıp 1 - 2 sayfa okuyup bırakıyordum. Acaba hep böyle gidecek mi diye düşünürken, Kökeni okudum ve o büyülü cümlemi ben de buldum arkadaşlar. Ve tekrar kitap aşkıma kavuştum. :)

Yazının ilerisinde bahsedeceğim hayat kurtaran cümlemden. :)

Ve yine yazıya geçmeden önce bu yazarlarda ve senaristlerde bu aralar hep bir ergenlere bölge yönettirme merakı olduğunu söylemek istiyorum o.O .

Gerçi oyuncu olsam böyle bir rolde olmak isterdim :P

Being Human'ı izlediyseniz Kenny'i bilirsiniz. 17 yaşında ama Boston'daki vampirleri idare ediyor.

Burada da Luc... 15 yaşındaki çocuk herkesi korkutuyor ve dünyanın parasına sahip. Artı olarak Micah... Sadece 5 yaşında ama koca bir orduyu yok edebilir. Neden mi ?

Çünkü Köken olmak bunu gerektirir. :)

ken'in ne olduğunu bilmiyor ve yukarıdaki isimleri tanımıyor musunuz ? 

O zaman bundan sonrasını okumayın gidin kitabı okuyun. Çünkü bundan sonrası :


SPOILER OLABİLECEK BİR ŞEYLER 

Daemon ve Katy'le başlamak istiyorum. O iki şebeği özlemişim. :)
Opal'in sonunu bizi çıldırtacak şekilde bitiren yazarımıza buradan sevgilerimi yolluyorum.

Daidalos'un eline düşen Katy'mizin orada türlü işkenceler maruz kaldığını tahmin etmek zor değildi. 

"Acı vardı ve ondan başka hiçbir şey olmayacaktı."

Fakat Daemon'ın Katy'i orada bırakmayacağını da tahmin etmek zor değildi.
Evet ama bir planı olur diye düşünmüştüm. Kendisini pat diye Daidalos'un kucağına atacağını değil.

"Planın nedir peki ? Onu oradan nasıl kurtaracaksın ? " diye merakla sordu.
İyi soruydu doğrusu. "Daha orasını düşünmedim."
Luc bir süre bana baktı, sonra kahkahayla gülmeye başladı.
"İyi plan. Hoşuma gitti. Bu kafayla her şey yolunda gider."

...

"Birlikteyken iyi türden birer çılgın olduğumuzu söylemiştim ona. Bunun ne kadar doğru olduğunu şu ana kadar aslında hakkıyla anlayamamıştım zira yapmak üzere olduğum şey yüzde yüz deli raporunu garantiliyordu."

Daemon ve Katy'nin kavuşma anları... :'(

"Uykulu sesini duymak, hasret kaldığım yuvama kavuşmak gibiydi."


Yine de siz benim böyle dediğime bakmayın. Daemon Luc'tan nerede olursa olsun LH-11'i ele geçirdiği taktirde onları çıkaracağının sözünü alıyor. Eli kolu uzun tabi kökenimizin. ;) Bu LH-11 de çok alengirli bir ilaç yani :D

Sihirli cümleme gelirsek, öyle edebi bir cümle değil.  Ya da harika ve ilginç bir olay da değil.
Sadece kitabın başından beri tahmin ettiğim bir şeyin 212. sayfada gerçekleşmesiyle alakalı.

Archer ,daha sonra bir köken olduğunu öğrendiğimiz asker, Katy'e diğerlerinden biraz daha - fazla değil biraz- yumuşak davranıyordu. Hep Luc'un adamının o olduğunu düşünüp durdum. Tamam tahmini zor bir şey değildi biliyorum. Ama kitabın başından beri bekleyince insan... Ve beni 212. sayfada buldu. 
Archer'ın şu sözleri :
"Ortak bir dostumuz var Katy." 
beni bir heyecanlandırdı, kendi kendime gaza geldim. Gözlerimden yaşlar gelerek kitaba sarılıp öptüm...

O andan sonra içimde parlayan kıvılcımla, kitaplarımı yeme isteğimin geri geldiğini anladım. :)


Neyse devam edelim. :)

Archer... Archer'a gelince. Daemon olmasa sanırım Archer'a aşık olabilirdim. :)
Onu hep Açlık Oyunları'nın Finnick'i gibi düşünmüştüm. Yani kitabın ilerleyen yerlerindeki o savaşta... Ölür diye. Bütün kitap boyunca da " Ne olur Archi ölmesin noluuuur" diye sızlandım.

 Ve...

Ölmedi.

Bu arada Katy Daidalos'un elindeyken testlerden geçiyordu. Az dayak yemedi... Bir tanesinde öfkesine yenik düşüp Blake'i öldürdü. 

Blake'e sinir oluyor muydum ? 
Evet.
Önceki kitapta ona kelime dağarcığımdaki tüm hakaretlerle sövmüş müydüm ? 
Evet.
Ama ölümün üzüldüm mü ?
Evet.

Üç evetle devam ediyoruz.


Bu arada ben bu kökenlere resmen aşık oldum ya !

Ufacık tefecik harika şeyler ^o^

Katy onlar için boşuna "her biri dopingli Einstein" demiyor. :D


Bunlar Archer'ın da yardımıyla, kökenleri serbest bırakıp, Daidalostan kaçıyorlar. Sonunda Luc ile buluştuklarında
Luc'un onları götürdüğü evde kapı açıldığında içeriden Dee, Dawson ve diğerlerinin çıkacağını hiç düşünmemiştim. 
Luc ellerini çırpıp "Sürpriz" dediğinde bana da çok büyük sürpriz olmuştu. ^,^

"Tatlı kız kardeşin ve erkek kardeşin kulübümün kapısına dikilip, nerede olduğunuzu söylemezsem orayı yakmakla tahdit ettiler beni." dedi Luc ^,^



Aaa bir de muhteşem bir haber ! 

DAEMON VE KATY VEGAS'TA GİZLİCE EVLENDİLER !

Evendiler yahu !

Gerçi bu işi sahte kimliklerle yaptılar ama olsun. ^ ^

Peki Daemon nasıl evlenme teklifi etti dersiniz ?

"Hadi gel, evlenelim."

Tam yarın ne olacağı belli olmayan birinden ve bir öküzden beklenen teklif.

Tabi daha sonra 

"Benimle evlenip beni dünyanın en şanslı herifi yapar mısın Katy Swartz ?"
..
Bir nefes aldım, hayattaki ilk nefesimmiş gibi hissettim.

"Evet."

Bana hayretler içinde baktı. "Evet mi ?"

Başımı ayıbalığı gibi hızlıca öne salladım.

( Bu arada Beautiful serisinde de Travis ve Abby gizlice Vegas'ta evlenmişti o.O )


Matthew ve Lyla ispiyoncu çıkınca tabii... İkisi de azıcık uzaylı gazabına maruz kaldılar.

"Ev sahibemizi neden öldürdüğün açıklar mısın bir zahmet ?"

Oh olsun .


Açıkçası hiç üzülmedim. Zaten yaşlı Luxen'lerin aradan çıkması iyi oldu :P


Gelelim savaşa...

Bizim deli oğlancıklar harika (!) bir plan yapıp gerçek hallerini, o florasan gibi olan, insanlara göstermeye karar verirler. Neden ? 

Trafiği açmak için.

"İyi o zaman. Dünyayı uzaylıların muhteşemliğiyle tanıştırma zamanı geldi demektir."

İnsanlar gerçek hallerini görünce Daidalos'un başı derde girecek sanıyorlar. Ama şey, ufacık bir ayrıntı. Daidalos'un bu uğurda birilerini öldürebileceğini düşünmediler.

Daidalos'la olan savaş sırasında Arumlar da baskına gelir. 

Tesadüf mü ? 

Hayır.

Aslında ben Luc'un yanında duran Hunter adındaki Arum'u ve insan sevgilisi Serena'yı görünce - Hani şu Saplantı'nın ana karakterleri olan - acaba, dedim. Minicik bir an, acaba Luxen'lere yardım mı edecekler ? 

Ta ki bir arum, Andrew'i öldürene kadar.

 O savaşta Finnick gibi ölen - Bu arada Finnick'in öldüğünü bilmeyip okuyan varsa çok özür dilerim ^^ - başka birisi vardı.

Paris.

Adının güzelliğini bir kenara bırakıyorum da... 

Luc'u korumak isterken, o salak Daidalos'un açtığı ateşte kendini feda etti...

Sadece onunla da kalmıyor.

Ash.

Ash de Dawson'ın emanet ettiği Beth'i korumak isterken...

"O benim hayatım. Ona bir şey olursa bana da olur. Anlıyor musun ?"
...
"Siz etrafta bir avuç ateşböceği gibi pırıl pırıl dolaşırken onu beladan uzak tutarım."

Ash'e bayıldığımdan değil de insan üzülüyor işte.

Adam da öncek kitapta öldüğü için, Thompson ailesi evrenden tamamen silinmiş oldu.

Ama kalbimizde yaşıyor. ^ ^


Savaş bitip onlarca insan öldükten sonra, bizim 7 kafadar yola çıkıyorlar.

Yine muhteşem kökenimiz Luc'un bilmem kaç tane devasa evlerinden birinde kalıyorlar.

Peki burada neyi öğreniyoruz ?

BETH'İN 3 AYLIK HAMİLE OLDUĞUNU !

Ben de bu kız neden hep yorgun diyordum :P

Bunu sadece Daemon, Beth ve Dawson biliyor .

"...evet bebeğimiz olacak."
Ona bakıp kalmıştım. "Vay..."
"Biliyorum." Güldü.
"Anasını," diye bitirdim. Sonra başımı iki yana salladım. "Şey, yani tebrikler."

Tabi ki melez anne ve Luxen bir babaya sahip olduğundan çocukları da köken olacak. 
Bunu da sadece Daemon biliyor.

"Altı ay sonra, emziğini vermediler diye tek bir düşüncesiyle beyin hücrelerini kızartabilecek bir çocukları olacağını düşünüp duruyordum."

Yahu bir kitapta bu kadar çok olay olunca, coşku okuyucuda da tavan yapıyor tabi.

Ayrıca, gazetede Katy'nin boy boy resimleri var ama Katy bunu bilmiyor. 

Annesi kim bilir ne haldedir :(

Artı olarak Katy'nin bahçe ve blog sevdasına ölüyorum :D

"Bahçe bakımının bu yanını seviyordum işte. İnsanın zihnini boşaltmakta üstüne yoktu."


Ve tabi BENİM BLOGUM SENİN VLOGUNDAN DAHA İYİ yazılı tişörtüne de. :D

Artı olarak yeşil uzaylı oyuncakları ve kıyafetlerii.... :)

"İnsanlar neden uzaylıların hep sarhoş bir Gumby oyuncağına benzediğini düşünürdü ki ? "


Dee, Dawson'ın omzunun üstünden uzaylı oyuncağına baktı.

"Biraz sana mı benziyor ne, Daemon ?"


Aa bu ara da Jennifer kitabı yine öyle gıcık bir yerde bitirmiş ki...

Bir gezegen dolusu Luxen dünyaya doluyor,

Luc boğuk bir kahkaha attı. "İşte şimdi b*ku yedik. ET eve telefon etmiş çocuklar."

"Onlar da arkadaşlarını toplayıp gelmişler."

ve Luxen'lerimiz de onlara katılıyor.

Aa unutmadan Acrher & Dee <3 :D

"Ben de uzaylıyım ona bakarsan. Önyargılı davranmak bana düşmez."

Ah, çok güzel, şimdi bekle dur bakalım Lux 5 'i...

SPOILER BİTTİ GİBİ

Bu arada yakınmadan duramayacağım.

DEX şu kitabın yaprakları neden bu kadar ince anlatsana biraz.

 Cümlenin altını çiziyorum kalem izi arkaya geçiyor.

Olmamış yani yapamamışlar bu sayfaları...


ALINTILAR :

Katy ve Daemon'dan Karışık )

  • Bir şeye kendini kaptırdığında, yapman gerekeni yapmaz, söylemen gerekeni söylemezsin. Ancak iş işten geçtikten sonra şunu yapsaydım, bunu söyleseydim diye yanarsın.
  • "Uzun zamandır senin gibi birinin üstünde test yapmayı bekliyordum." dedi Daemon'a tiz bir sesle.
    Daemon tek kaşını kaldırdı. "Bir hayran daha. Elimi sallasam hayrana çarpıyor."
  • Pembe panjurlu eve, falan filana karşı değildim... ama bundan on yıl sonra olması, çocukların acayip, düz saç kesim olmaması ve insanlara Jedi zihin numaraları çekmemesi kaydıyla.
  • "Parlamanı seviyorum. Kişiye özel el feneri gibi."
    Sırıttım. "Faydam dokunduğuna sevindim."
    Göğsümü dürttü. "Deh."
    ...
    Ağırlığı yok gibiydi ki, bu da başlı başına bir sorundu aslında. Kıza biraz biftek
     ve burger yedirmem lazımdı.
  • "Anlaşılan ilk izlenimler beş para etmiyor."
  • Yaşamının yoldan çıkışını anlatmaya kelimeler yetmezdi. Söyleyeceğim hiçbir şeyle avutamazdım onu ve tek yaptığım yaşadıklarını küçük görmek olurdu. Sevdiği birini kaybedene, ölen kişinin daha iyi bir yere gittiğini söylemek gibi. Hiç kimse duymak istemezdi bunu. Ne bir şeyi değiştirir, ne kederini azaltır be de ölümün sebebine bir ışık tutardı.
    Bazen ucuzluyordu sözcükler. Yeri geldiğinde çok kudretli olabiliyorlardı ama, bunun gibi nadir durumlarda, sözcükler değersizdi.
  • Öpücüğünün gerçekten hayatları değiştirme potansiyeli vardı. Ama bunu yüzüne karşı asla itiraf etmezdim. Egosu zaten bu halde bile yeterince büyüktü.
    Konuşmuyorduk, çünkü sanırım söylenecek hem çok şey vardı hem de hiçbir şey yoktu.
  • Gülümsediğinde kalbimi kaptırdım.
  • Hani bazen bir şeye bakmamanız gerektiğini bilirsiniz ama gözleriniz otomatikman oraya gitmek ister ya.
  • "Bir centilmen asla böyle bir şeyi pat diye söylemez."
    "Centilmen değilim ki ben."
  • "Kahkahana bayıldığımı söylemiş miydim ? Söylemediysem de fark etmez hani. Tekrar söylüyorum bak. Kahkahana bayılıyorum."
    "Ben de sana."
  • Kalbim göğsümde acayip bir şey yaptı. Panikle sıkıştı mı desem, heyecandan sıçradı mı desem, bilemedim.
  • Öpücüğü, hiçbir evlilik cüzdanının olamayacağı kadar büyük bir sahiplenme ifadesiydi.
  • İnsanların neredeyse doğuştan gelen, gördükleri her şeyi kaydetme huyu sevilmeyecek gibi değildi.
  • Galaksiler arası gece atıştırmalığı olmaya hiç niyetim yoktu.
  • Ölüm ve duman kokusu her anı tutmuştı.
  • "Ayılara falan yem olabiliriz burada," diye yorum yaptı Daemon pencereden bakarken.
    "O da mümkündür ama Arumlara kafayı yormanıza gerek yok."
  • Yüreğine kıvrılıp ona kendini iyi hissettirmek istiyordum.
  • ...tebessümü güneş banyosu gibiydi.


OBSİDİYEN VE ONİKS YAZIM İÇİN : Buraya,

OPAL İÇİN : Buraya tıklayın.


***