28 Ağustos 2014 Perşembe

Instagram sen ne tatlı şeysin :)

Eveeet Instagram'a ilk adımlarımı attığım günlerdeyiz :)

Ya bu şey bağımlılık yapıyor resmen !
Çıkasım gelmiyor, böyle renkli renkli, şirin fotoğraflara baktıkça bakasım geliyor. Özellikle kitap - kırtasiyeyle alakalı fotoğraflar beni benden alıyor, bir kırtasiye dükkanına götürüp orada bırakıyor :)

Ben de öyle kendimce takılıyorum işte : 

http://instagram.com/aynr_cnr :)

Bu arada merdivenden düşerek ayağımı incittiğimden dolayı evden çıkamıyordum 1 haftadır. -Hoş normalde de çıkmıyorum ama -

Ne kitap ne kalem... Elim gitmiyor ama şu Instagram'daki fotoğrafları görünce işte biraz hevesleniyorum.

Geçen Karmen' baktım, Barbaros ve Karmen yaşlanmış, torun torbaya karışmışlar falan.
Uzun süredir kendi hikayeme bile bakmıyorum yani siz düşünün.

( Bilmeyenler için, şuraya tıklayarak Karmen'e ulaşabilirsiniz. :] )

Onun dışında tatilim hala sıkıcı...

Umarım siz eğleniyorsunuzdur :)

14 Ağustos 2014 Perşembe

Ertelene ertelene unutulmuş bir yazı...

# Ne Okuyorum 34
Aynı Yıldızın Altında

Siz beni taşa tutmadan önce açıklamama izin verin O:)

Ben bu kitap ilk çıktığı anda almayı kafaya koymuştum.

Ama öncelik verdiğim başka kitaplar oldu ve sürekli almayı erteledim.

Bu süreçte kitap baya tutuldu ve Facebook, Twitter, Instagram vs. her yerde kitaba dair bir şeyleri görmeye başladık ve sosyal medya sayesinde tam anlamıyla kitabı okumadan içeriğinin çoğunu öğrenmiş oldum.
Eğer hala okumamış, ne bileyim okumaya niyeti olmasa da filmini izlememiş ya da zaten çoktan sosyal medya sayesinde olanları öğrenmemiş biri varsa onlar için spoiler uyarısını yapayım. Ben sadece sonunda Augustus'un öleceğini bilmiyordum ama onu da arkadaşlarım sayesinde öğrenmiş oldum.

Derken zaman geçti geçti geçti... Ben hala kitabı almadım ve filmi çıktı haftalar önce biliyorsunuz. Bir de filmi çıkınca kitabı okuyan okumayan herkes bir "TFIOS" hayranı oldu.

Ben henüz filmine de gitmedim, internete düşsün diye bekliyorum, hala da bekliyorum yani... Çok uzun kaldı vizyonda.










Ama bir şey söylemek istiyorum :D Gus ve Hazel deyince kafamda canlanan çiftlerden birisi de Arda Kural ve Yıldız Asyalı'nın lise halleri... :D Yani " Eyvah Babam" dizisindeki.

 Zamanın Gus'ı ve Hazel'ı :D





Neyse tabi ben yine okudum kitabı. Arkadaşımın dediği gibi, tüm spoilerlara inat, hissederek okumak,  çok iyi gerçekten...

Okuduktan sonra da yazısını yazmayı erteledim.

Yani anlayacağınız bu zavallı yazıcık buralara çok zor koşullarda geldi. :)

Bir de o kadar çok anlamını bilmediğim kelime, tıbbi terim vs. vardı ki ^o^

Kitapta en gözüme çarpan durumlardan bahsedeyim. Zaten çoğu insan olayı bildiğinden anlatmama lüzum yok sanırım ^o^

"Metafor" olayı hepimizi bir derin düşündürmüştür bence. :)

Gus... Canım ya :)






Bunun yanında Hazel'ın sıraladığı ölmenin yan etkileri :

- Depresyon
- Kanser
- Karakter değişimi
- Endişe
- Serbestlik
- Nostalji
- Ölmeyeceğini düşünmek
- Ve aslında her şey


Yağda yumurta takıntısı ^,^



Vee 'teşvikler' :)


-İyi dostları bulmak zor, unutmak imkansızdır.

-Acı olmadan mutluluğun değerini bilemeyiz. ( Brokoli ve çikolata :D )
vs.


Peter Van Houten'e gelince.



Bir insan hakkında ne düşüneceğinizi bilemezsini ya, benimki öyle bir şeyler işte... 



"Her şey iyi hoş da bence yazar ile okur arasında yazılı olmayan bir sözleşme var ve kitabını bitirmemek bence bu sözleşmeyi bozuyor."



Bkz. 






Ama Isaac'i çok çok çok sevdim. Ondan eminim. :)



Gus'ın ölümüne gelince...



Öyle sıradan bir şeymiş gibi...



Öyle bölüm başlangıcına...



Öyle pat diye söylenir mi yahu ?



:( :( :(



Augustus ölmedi, kalbimizde yaşıyor...




Neyse Gus'ımda aşk başkadır esprimle konumu kapatıyorum. ^o^




"Acı hissedilmeyi talep eder."



"Aman Tanrım," dedi Augustus. "Bu kadar klişe dilekleri olan bir kıza aşık olduğuma inanamıyorum."



"Gizliden gizliye bu dünyada hala büyülü bir şeyler olabileceğine mi inanıyorsun ? Her şey birbirine rastgele çarpıp duran ruhsuz moleküllerden oluşuyor." (Bu cümle resmen hayallere tekme ! )


"Peki,"
"Peki,"
.
.
.
"Belki peki bizim sonsuza dek'imiz olur."






Bunun dışında bir de bugün Çalıkuşu'nun yayın döneminde izleyemediğim son bir kaç bölümünü izliyorum. 
Güzel diziydi yani. Ne kadar kitaptan farklı olsa da kaliteliydi...



Fahriye Evcen ve Burak Özçivit'in 'Aşk Sana Benzer' isimli yeni bir filmde rol alacak olması da güzel haber :))




Kendinize çok çok iyi bakın caniçlerim. :)

***

5 Ağustos 2014 Salı

# Ne Okuyorum 33

Cam Şato ( Throne of Glass #1 )


Herkese merhaba ! :)

Umarım keyifler iyidir ve tatilin tadını çıkarabiliyorsunuzdur. :)

Şahsen benim tatil mekanım daha önce söylediğim gibi sevgili evim. :) Şu aralar abime kız isteme olaylarımız oldu ve yakında da nişan olacağından dolayı evdeyiz :(

Neyse ben kitaba geleyim :D

Sevgili D&R bize bir güzellik yapıp bazı kitapları 5 lira yapmıştı hatırlarsanız.

Cam Şato da merak ettiğim bir kitap olduğundan hazır indirimdeyken almıştım.

Ramazan ayı ve bayram derken uzun bir süre yarım bir şekilde bekledi ama 2 gün önce bitirebildim. :)

Celaena Sardothein suikastçılar kraliçesi olarak bilinen 18 yaşında bir kız.
Yaptığı bir hata sonucu yakalanıyor ve ömür boyu hapse mahkum ediliyor.

Ve bir gün Adarlan veliaht prensi Dorian Havilliard yanında yüzbaşı Chaol Westfall'la beraber ona bir teklifle geliyor.

Kralın yaveri olmak.

Savaşması gereken ölümcül rakipler.

Ve 4 yıllık yaverliğin ardından özgürlük.

Her şey bununla da bitmiyor. 

Sarayda kaldığı süre boyunca esrarengiz cinayetler işleniyor. Celaena'nın bu cinayetlerin katilini bulması ve kendisini bekleyen geleceğe hazırlanması gerekiyor.

GÜZEL 

ÖLÜMCÜL 

EFSANEVİ !

İlk olarak şunu söyleyeyim. Bu kitap hakim bakış açısıyla yazılmış ve ben kahraman bakış açısıyla yazılanları buna göre her zaman daha samimi bulmuşumdur. Çünkü kahraman bakış açısında kendimi karakterin yerine daha kolay koyuyorum ve kitap daha akıcı oluyormuş gibi geliyor.

Bir de başlangıçlar. 

Kitapların ilk sayfalarında, yani bir şeyleri tanımaya çalıştığımız o kısımlarda kahraman bakış açısında bile sıkılıyorken bu hakim bakış açısında daha da sıkılıyorum ve kitap uzadıkça uzuyor sanki. Bu kitap da anca ortaları geçince, böyle heyecanlı olaylar olmaya başlayınca biraz daha okunabilir oldu benim için. Serinin devam kitaplarında karakterlere zaten aşina olduğumdan işimin daha kolay olacağını düşünüyorum. :)

Tabi ki bunlar sadece kişisel düşüncem.

Celaena gerçekten işinin ehli, kendisi de bunu biliyor. Sık sık kendisini övmeyi de ihmal etmiyor zaten...

Aynı zamanda kitap kurdu ve Dorian - Chaol arasında gidip geliyor. 

Bir de harita ilgisi var.

"Haritalar hep ilgisini çekmişti; birinin dünyadaki diğer kişilere nazaran tam yerini bilmesinin büyüleyici bir yanı vardı."

Haritalara hiç o gözle bakmamıştım. ^o^

Gelelim Dorian vs Chaol karşılaşmasına :D

Kitaplarda genel olarak prensleri severim ( örn. Selection ) .
Bu kitapta da Dorian'ı sevdim ilk başta tabii ki.

Hatta kitapta geçen "Prenslerin yakışıklı olmaması gerekir! Onlar ağlak suratlı, aptal, iğrenç yaratıklardır!" düşüncesine hiç mi hiç katılmıyorum. -,-

Ama sonradan Chaol'u daha bir sevdim. 

Yani prens tamam ama gevşek ve çapkın yani biraz... 

"Yavrular mı ? "
"Kancıklarımdan biri bir sürü melez doğurdu. Bir süre öncesine dek farkı anlayamayacağımız kadar küçüktüler. Fakat... Eh, ben safkan olacaklarını umuyordum."
"Köpeklerden mi kadınlardan mı bahsediyoruz ?"
"Hangisini tercih ederdin ?" Dorian, Celaena'ya muzipçe gülümsedi.

Ve kavgacı olmasına da şaşırdım yani. :P

Chaol Westfall'cıyım sonunda kadar. :D 

Ama Celaena gibi Dorian'ın kitap sevdalısı olması onun en büyük artılarından biri o ayrı ^,^ Hele Celaena'nın kütüphane için izin istediğinde birbirlerine yazdıkları mektuplar... :D

Ama Chaol da seviyor tabi canııım. :D

"Aksine. Kitap okumaya sen ve Dorian kadar vaktim olmasa da bu kitapları sizin kadar sevmediğim anlamına gelmiyor."

Bir de bir yerde öyle bir şey yazılmış ki Dorian üvey mi diye düşümedim değil yani...

"Uzun boylu, atletik ve zarif Dorian ise babasına hiç mi hiç benzemiyordu. Bir de safir rengi gözleri vardı, annesinin gözleri bile bu renk değildi. Kimse gözlerini kimden aldığını bilmiyordu."

Cam Şato olayına gelirsek. Yahu sen ne saçma bir kralsın ? Camdan şato mu olur ? Bu nasıl bir parayı nereye saçacağını bilememektir ? Nasıl bir zevktir ? 

" Şatoyu nasıl buldunuz ? "

Nehemia taşın gerisindeki cam bölmeleri görebiliyormuş gibi tavana bakıp "Gördüğüm en aptalca şey," dedi. "Kumdan bir kalede olmayı yeğlerdim."

Tamam şöyle bir düşününce cam şato kulağa rüya gibi geliyor, siz benim dediğime bakmayın, kralı sevmediğimden böyle diyorum. Genel olarak böyle mi bunlar ? ( örn. yine Selection :D )

Şimdi sinirlenmeyeceğim diyorum ama bir de Kaltain diye bir hanımefendi var orada...

Celaena'ya resmen prensin fahişesi dedi ya ! Fesat. Bir de yarışmada yaptığı... :@

Verin ve Cain ve Perrington da... :@

Kelime bulamıyorum yani !

Kaltain'e ne kadar sinir oluyorsam Nehemia'yı da o kadar sevmiştim. Yine ve yine Selection'daki Nicholetta'yı anımsattı bana. Onu da çok sevmiştim. Adı da çikolata gibi zaten... Öhö öhöm neyse biz konuya dönelim. :)))

Bir de Celaena'nın ölen eski sevgilisi var. Sam. O da piyano çalıyor. 

Bilin bakalım başka hangi Dex kitabında Sam adında piyano çalan bir gencimiz vardı ? Hayır. Selection değil bu sefer. Ruhsuz. 

Bütün Dex'ler bana birbirini hatırlatıyor. :D

Yaverlerde Nox vardı okuyan bilir. O aşağı düştüğünde Celaena'nın onu kurtarma operasyonunu resmen tekrar tekrar okudum. Çok iyiydi bence orası. Hele bir gece saraydan o kaçışı... :D

Ve sonunda Düello oldu tabi. Dediğim gibi Cain tam bir omurgasız. İğrenç herif. O düello aklımı başımdan aldı zaten.

Ben de bu Kaltinin başı niye hep ağrıyor, Cain nasıl her gün güçleniyor diyordum. o.O

Bir de Perrington efendinin gözlerinin büsbütün kararması var onu anlamadım daha tabi . :D

Yine de hepimizin istediği son geldi. :P

Elena'yı seviyoruz ve ikinci kitapta şu kan bağı olayının aydınlanacağını umuyoruz. ^o^


LAKİN BURADA KOCA BİR SPOILER !


Tamam Chaol'cu olabilirim. Ama Dorian'ı öylece terkedivermen hiç hoş değildi Celaena... 

İkinci kitapta Chaol'la olursunuz siz o belli. 

Belki Dorian'cığım da Nehemia'yla olur. :P


SPOILER VE YAZI BURADA BİTMİŞTİR ! 


Kendinize iyi bakın. Tekrar görüşene dek hoşçakalıııın :*

Unutmadan seri bilgisi :


***


2 Ağustos 2014 Cumartesi

BELIEVE




Sözde gidip kitap okuyacaktım ama son 1 bölümünü izlemediğim Believe'i izleyip yazısını yazmaya karar verdim. :)

Özel yetenekleri olan çocuklar, düşünce gücüyle nesne hareket ettirmek gibi, Orkestra denen bir kurum tarafından toplanarak eğitiliyor. -ki bu bana Obsidiyen'deki Daidalos'u hatırlattı, nasıl bir takıntıysa her şey onu hatırlatıyor :D -

Bo, bu kurumun gözdesi, yani en güçlüleri.

Annesi de onun gibi yetenekli fakat Bo'yu doğururken malesef vefat ediyor. :(




Kurumun başındaki eleman yani Roman Skouras Bo'yu yeteneklerini geliştirme konusunda fazlaca zorluyor.


Buna dayanamayan ve Bo'nun annesine onu koruyacağına dair söz vermiş olan bir başka elemanımız yani Milton Winter da onu bu yerden alıp kaçırıyor.


Ve yıllardır hapiste yattıktan sonra ölüm cezasına çarptırılmış bir suçluyu hapisten kaçırarak kızımızı ona emanet ediyor.


Bir de bunların yanında olan tatlış mı tatlış bir Channing'imiz var. :)


Bundan sonrası SPOILERLI falan :P :)

İlk şunu söyleyeyim.

BO'YU CANLANDIRAN JOHNNY SEQUOYAH ÇOK TATLI DEĞİL Mİ ? :))))


Bak şuna bak ya :D

Ve babasıyla annesini de çok sevdim. :)


Tate'in uzun saçlı hali de iyiydi fakat saçını kestirince daha bir hoş olmuş tabii :P

Ayrıca annesi ve babasının tanışma hikayeleri... :'(


Ya ben büyük ihtimal saf falanım ki Milton söyleyene kadar Tate'in Bo'nun babası olabileceği ihtimali aklımdan geçmedi. En fazla abisidir diye düşündüm, şu an utanıp geliyorum... :(

Dizi aslında güzel fakat ben kurgu yanından daha çok duygusal kısmını sevdim. Bo'nun şirinliği, babasıyla bağı ...

Onun dışında da Türk dizilerinin bir yan etkisi olarak hep Tate ve Channing arasında bir şey olacak diye bekledim. Belki 2. sezon olsaydı olurdu da... Ama yine de tadında kalmış dizi iyi olmuş. Zaten dizi sürekli Bo'nun birilerinin yardıma ihtiyacı olduğunu sezmesi ve onları kurtarması üzerine dönüyor.

Ve ben aslında 1. sezonu 12 bölüm sanmıştım. Sonra bir baktım Perception isimli 13. bölüm gelmiş. :O 

Bir de dikkatimi çeken bir şey Bo hep Winter'a sarılıyor. Ne zaman bir şey olsa Tate'i bırakıp ona koşuyor. Ben Tate'in yerinde olsam bozulurdum yanii ^_^

Bu arada başlangıç bölümü çok güzel değil mi ? Hani şu sandık - anahtar gibi şeyler var.

Bir de zırt pırt çıkan kelebek :D


Ben yine kendimce bir kaç kare ve replik yakalamaya çalıştım O:)


Şunların tatlılıklara bak ya ! ^o^



Kendimce yapmaya çalıştığım bir gif :P








Bo :D








Burda aynaya mı girdiler görünmez mi oldular öyle değişik bir şeyler oldu ^,^


Ve bu sahne resmen tüylerimi ürpertti. 

Dani'nin gözleri neydi öyle ya :O



VE TATE BO'NUN BABASI OLDUĞUNU ÖĞRENİR...





Duygusal sahneler... :(














Hemencecik normal oluverdik ^o^



Ve kapanış dansımız ^o^

Bu arada şu sahnedeki kızın tarzı çok ilgimi çekti almışken onu da alayım dedim :P


Ay çok uzun bir post oldu :P

***

Merhaba Ağustos !



Herkese merhabaaa :)

Evet ben sözde bu tatilde çok kitap okuyacaktım bir sürü film izleyecektim dizilerimi bitirecektim, hikayemi yazacaktım, blogla daha çok ilgilenecektim...

Ama yaptım mı ?

Hayır. 


Ramazan ayı boyunca zaten devrilip yatmaktan başka bir şey yapmadım.
Bayram da zaten sevgili akraba ziyaretleriyle geçti :)
Bu arada geçmiş bayramınızı kutlarım efeniiim. :)

Bir de şimdi ağustos ayı girdi. Sıcaklar daha da arttı. Her mevsimin güzellikleri vardır ama kış mevsimi aşığı birisi olarak bu sıcaklara katlanmak bana çok zor geliyor. :(



Arkadaşımın bir tezi vardı : Hangi mevsimde doğduysan o mevsimi seversin diye.
Öyle bir şey doğru olsaydı bu tezin baş temsilcilerinden birisi olurdum sanırım. Malum ocak ayı :P

Ne demişti zamanında Emre Altuğ ?


Neyse efenim, bu sıcaklarda dışarı çıkmak adına bir girişimi aklımın ucundan dahi geçirmediğimden evde soğuk içecekler eşliğinde kitap- dizi - film - hikaye sefası yapacağım günlerdeyiz. :) :(

Günlük desen zaten sürekli evde yattığımdan en büyük aksiyonum bir kotuktan diğerine geçmek ve dolayısıyla yazacak bir şeyim olmuyor :P

Ben en iyisi gideyim kendimi kitabıma gömeyim de günlerdir bitirilmeyi bekleyen zavallı kitabımın yüzü gülsün :D
 Tekrar görüşene kadar kendinize iyi bakın. Hepinizi çok seviyorum, iyi ki varsınız. <3

***