14 Kasım 2014 Cuma

# Ne Okuyorum 37

Cadı Avı (Witch Hunt #1)

Merhabalaar :)

Bu sefer, başlıktan da anladığınız üzere 'Cadı Avı' ndan bahsetmek için bloguma uğramış bulunmaktayım.

Aslında 1 haftadan fazla oldu bitireli, ancak pazartesi günü matematik sınavım var ( buraya her türlü üzüntü, sıkıntı içeren yüz ifadesi ) ve ben 1 haftadır her akşam ona çalışıyorum. Bu hafta sonu da o son bir haftadan farklı olmayacak sanıyorum. O yüzden bir tek cuma akşamım var diyerek, biraz kitap okumaya, bu yazıyı girmeye ve bloglarda dolaşıp keyif yapmaya karar verdim.
Bu arada sınavım için iyi dileklerinizi ve güzel dualarınızı da alırım. :) :)

Hadi biz kitaba dönelim...

D&R'ın muhteşem 5 lira kampanyasından edindiğim bir kitap. :)
Alınacaklar listemde vardı, hazır 5 lirayken kaçırmayıp alayım demiştim. 

Cadılar bayramında da hep korku temalı kitaplar denk gelmiş yahu :D İyi olmuş bunları beklettiğim... :P ( Bkz : Ölüm Şarkısı )

Bir de şunu söylemeden geçmeyeyim, okurken kitabın başına gelmeyen kalmadı...
Üzerine çay döktüm ve şokunu üzerimden atar atmaz, çareler aramaya başladım.
Hemen peteğe koyup kuruttum ve Allah'tan belirgin bir sarı leke kalmadı ^o^ .


İlk olarak her zamanki gibi dikkatimi çeken noktalarla başlamak istiyorum. :)

Kitapta gerçek anlamda bir 'zamanda yolculuk' yapıyorsunuz ve bu inanılmaz keyifli bir şey...

Salem cadıları hakkında ufak çapta da olsa bir araştırma yapma ihtiyacı duyuyorsunuz, yani en azından bende öyle oldu. :)

Hawthorne ailesinin köklerine indiğimiz için bir hayli ana karaktere ve yan karaktere sahip oluyoruz. 
"Bunları nasıl aklımda tutacağım ? " dediğiniz anda, kitabın başındaki soy ağacı çizelgesi imdadınıza koşuyor. Ben böyle karakter tanıtan kısımları gerçekten çok seviyorum.


Ama bir süre sonra hepsine alışıyorsunuz, gerek bile duymuyorsunuz bakmaya. :)

Bunun dışında hakim bakış açısına olan ön yargım son zamanlarda kırılmaya başladı.
Pek çok kez dile getirdiğim gibi, hakim bakış açısının, kahramanın dilinden anlatılanlara göre daha sıkıcı ve samimiyetsiz olduğunu düşünürdüm. Hele bir türlü olay kısmına geçemiyorken... Son zamanlarda okuduğum kitaplar büyük ölçüde fikrimi değiştirdi. Yazardan kaynaklı sanıyorum . :)

Yazarın notu kısmından da hoşuma giden bir bölümü alarak, spoilerlı kısma geçiyorum . :))

" İnsanların mensup oldukları dinlerden değil, karakter ve kişisel tercihlerinden dolayı iyi ya da kötü olarak değerlendirilebileceklerine yönelik inancımı ele almak istiyordum."

Bu arada bu kitabın ilk baskısı için yayın evi yazara, korku romanı olması için ısrar etmiş ve yazar da kabul ettikten sonra çok pişman olmuş. Kitaba lüzumsuz sansasyonel şeyler katmak zorunda kalmış ama hiç içine sinmemiş, sonra da bu baskı çıkmış.

İyi de olmuş. :)


Evet artık içerikten bahsetmeye başlayayım...

Kitabın başlarında karısını bırakıp, kendini kurtarmaya çalışan, sonra da bunun suçunu başkalarına atan bir adamla karşılaşıyoruz. Bu adam da neyin nesi derken, ileride karakterlerimizi bolca zora sokacak olan Vaiz Cody olduğunu öğreniyoruz.
Adam tam bir kaçık, bu yaptığına rağmen ona hala aynı gözle bakan karısı ise... Bilemedim.

Sonra Leigh & Craig çiftiyle ve onların çocuklarıyla tanışıyoruz. 

Ardından, karısıyla çocuklarına doğru başını salladı. 
"Prangam ve iki küçük çapa."

"Büyük güzel sarışın, Leigh, Küçük güzel sarışın Kammi... Kamelia. Bana benzeyen ve benden daha muntazam olan ise Adrian. Ben ona boksör diyorum."

Bu arada Leigh'in çocukluk haline de çok üzüldüm ya... :(

Bir de bazen Craig, Leigh'e çok kırıcı şeyler söylüyor ya... Onun yerine ben üzülüyorum...

Daha sonra meşhur malikanemize geliyoruz ve Hawthornelarla tanışıyoruz.

Bazılarını seviyoruz tabi de, bazıları...
Ah o bazıları... 
Ah o Vivian 'cadı'sı...

Biz bunlara kaptırıp giderken zaman yolculuğumuzun ilk durağına geliyoruz : 

1692 Salem Kasabası, Massachusetts

Margaret ve William, bildiğimiz en eski Hawthorne'lar.
Bir de onların çocukları Priscilla, Phip ve Bridget var. Ve köpekleri Catch. :)

Çok sevimli bir cadı ailesi fakat ailemizin başına gelmeyen kalmıyor. 

O polis memurunun Catch'e yaptıkları...

Hapis tutulurken Margaret ve Priscilla'nın yaşadıkları da içimi parçaladı ya :( 
Hele o muayene...

Ama kadınların birlik olduğu kısım harikaydı. 

En sonunda her biri gülümseyene dek, yüzlerinden başarılarının gururu okunan kadınlar birbirlerine baktılar.

( Daha sonra bu kadınlar başka bedenlerde dünyaya geldiklerinde yaşadığım şaşkınlığı anlatamam sanırım ^o^ )

"Kimse sonsuza dek ölmez."

Biraz daha ilerliyoruz ve cadılığı, bir cadının - Craig - ağzından dinliyoruz,

"Cadılık bu, işte. Eski bir din. Bu dinin kökenleri, kabile toplumlarına, olağanüstü güçleri olan ve bu güçleri kabilelerinin yararına kullanan kişilere dek uzanır. Bu insanlar, hastalara şifa veren, gelecekte gerçekleşecek olayları görerek halkına yardımcı olan, kendilerinin olanı korumak için kabilenin düşmanlarına uğursuzluk getiren, kabileye zarar vermemeleri ya da akşam yemeği için vahşi hayvanlara büyüler yapan şamanlardı. Şifacı erkek ve kadınlar. Bu insanların bazılarının soyu, sahip olunan bilgi birikimiyle birlikte bugüne dek korundu. Hawthorneların cadılığı kalıtımsal."

Sonra yine bir zaman yolculuğu :

1840 İrlanda

Orada bir Cassie var ki aman Yarabbim !

Babasını bıçakladı yahu !

Ne için ?

Sarı çocuk...

Sadece bu kadar mı ?
 Çocuk düşürtmeler, adam öldürmeler...

Ama sonra n'oldu ?

"Gudubet canavar kendini parçalamak için üzerine çökerken, Cassie'nin içi dehşetle doldu."

İyi de oldu - , -

Sonra yine günümüze geliyoruz.

Ve birden bire Craig ölüyor.

O kadar birden bire ölüyor ki...

Yani ne bileyim ya da biz Türkler " O ölürse dizi biter " mantığında gittiğimizden beklemiyordum.

Ama gerçekten kitabın sonuna kadar onun ölümünün etkisini atamadım üstümden.

Sonra işte 'cadı avı' mız başlıyor.

İtiraf edeyim hayalimdeki cadı avı böyle değildi.

Yani ben süpürge üstünde uçan, şapkaları olan, sağa sola büyü saçan cadılar ve onların peşine düşen avcıları beklemiştim.

Köşede utanıp geliyorum. :(

Vaiz Cody, istediğini alıyordu... hatta daha fazlasını. Cadı avı, tıpkı bulaşıcı bir hastalık gibi, yayılmaya başlamıştı.


Neyse, biraz daha ilerliyoruz ve ailedeki laneti öğreniyoruz. Bu acılı ölümlerin sebebini de anlamış oluyoruz ve bir şeyler biraz daha yerine oturuyor.

"Senin rahmini lanetliyorum, kadın. Yalnızca tek bir çocuğun olacak ve bu çocuk onu sevenler için bir felakete dönüşecek. Ve onun bütün çocukları da bu dünyadan korkunç ölümlerle ayrılacaklar. Ve onların çocukları da."

Sonra yine günümüze dönüyoruz ve Melanie'yle Amber'ın başına gelenler bizi bir hayli ürkütüyor o.O

Ya bir de ben Katherine ve Alan'ın kavuşamamasına çok üzüldüm.

"Aşk rakipleri," diye fısıldadı Craig, Leigh'in kulağına. 
"Bizim cadı kazandı."

Meydan Vivian'a kalmış resmen.

Ama Cliff'i çok sevmiştim ben. 

Bir de Jason ve yandaşı var tabii. Onlar da az değilmiş yani :D

"Karını donduran büyüyü kaldırmamızı istiyorsan, cadı avını sona erdir."

Sonunda ortalık bir hayli karışıyor ölen ölüyor, kalan kalıyor.

Sonsöz kısmında kalanların yaptıklarından bahsediliyor ama ben o kısmı pek anlamlandıramadım, bilemiyorum...

Benden şimdilik bu kadar. :)

Aslında bir sürü anlamlı ve ders çıkarılacak alıntılar var ama şu an yazamıyorum.

Sadece yazımı şu sözle bitiriyorum ;



Serinin Kitapları : 



Hepinize mutlu hafta sonlarııı :**

2 Kasım 2014 Pazar

# Ne Okuyorum 36

Ölüm Şarkısı


"O zamanlar iyi bir fikirdim. Şimdiyse muhteşem bir hata..."

O  henüz çalınmamış bir notaydı...



Eveet yukarıda gördüğünüz arka kapak yazısından konusunu az - çok anlıyorsunuz zaten. :)

Seri katil içerikli okuduğum ilk ve tek kitap Ted Dekker'ın Kemik Adamın Kızları kitabıydı. 

Öyle rüyalarıma girme vs. sıkıntılar yaratmasa da korku - gerilim tarzında kitaplarla da dizi ya da filmlerle de pek alakam yok.

Bu kitabı ise fuarda denk gelince almıştım fakat anca şimdi okuyabildim.

Öncelikle şunu söyleyeyim, Arkadya'nın kapaklarına, ayraçlarına, sayfa kalınlıklarına ve puntolarına ba yı lı yo rum !

Kitap zaten polisiye dizi izlenimi bıraktığından, üstüne düştüğünüzde bir solukta okuyabilirsiniz. :)

Anlatıma gelince, Matt Owens gözünden olaya bakmakla beraber, sevgili katil sapığımızın yaşadıkları da hakim bakış açısıyla anlatılıyor.

Hakim bakış açısından biraz sıkıldığımı söylemiştim ama burada her an bir olay olduğundan sıkılmaya fırsat bulamıyorsunuz. Hatta Laurent midir Larry midir Lawrance midir neyse işte, sapığımızın gözünden anlatılan kısımları sevdim bile... 

Çoğu kötü karaktere olduğu gibi ona karşı da içimde bir sempati oluştu zaten :)

Olaylar çoğunlukla Paris'te geçiyor. Paris sevdalısı biri olarak resmen artık oradan korkmaya başladım.

"Eve, parkların Paris'in 'akciğerleri' olduğunu, Parislilere hayat verdiğini söylemişti.
Ayrıca onları ölüme davet ettiği de aşikardı."

Yer altı mezarları falan iyi hoş ama, ben Paris'i böyle bilmezdim :O

Onun dışında Fransızca öğrendim resmen kitapla beraber. 
Artık birine 'üzgünüm' demek istediğim zaman 'je suis désolé' demeyi planlıyorum :P

Bu arada kitap Cadılar Bayramı zamanında geçiyor. :D

Yani iyi ki beklemişim, tam Cadılar bayramında okumaya başlamışım ^o^



Kitabın bir kısmında çellodan 'efendisinin önünde diz çökmüş bir kadına benziyor' denilerek bahsediliyordu.

Şu resmi gördüğümde aklıma o geldi ;


Ve, gerçek hayatta bir seri katil olan Ted Bundy'nin adı geçince bir araştırdım da...

Hii, aman Yarabbi...



Bir de bir şey söylemek istiyorum ki, ya Allah'ını seversen katili yakalamaya gidiyorsun, evin önün de sirenleri bağrıtıyorsun. E kaçar tabi adam... Bekleyecek mi ?





Karakterlerden Eve ve Juliette'yi gerçekten çok sevdim. 
'Eve' adı geçtiğinde sürekli 'ev' den bahsedildiğini sanmasam daha güzel olabilirdi ama...

Şimdi buraya bir de öldürülen kızların isimlerini yazardım da, anma töreni gibi olmasın.

Sadece Héléne'ye baya üzülmüştüm ve de Casey o kadar mücadele etti ama...

En gerilimli sahneler de elbette yeraltıydı.

"Sakin kalmaya çalışıyordum ama akıl hastası bir adam tarafından çizilmiş bir haritanın insafına kaldığımızı düşünmeden de edemiyordum."

Pierre, adamım :)

 Trailer vermek gerekirse ;

Şu Türkçe,



Şu da İngilizce olarak bakabilecekleriniz :




Alıntılar :

( İthaf kısmı güzel olan kitaplardan birisi )

- Geride kalacak olursam beni bekle... 
tercihen Paris'te.

- "Her kadın yaşamı boyunca bir an için bile olsa ortamdaki en güzel kadın olmayı başarabilmelidir."

- ... yağmur insanları sokaklardan temizlemişti.

- Sanki uçurumun kenarındaymışım da boşluğa düşecekmişim gibi, ellerimi sımsıkı tutuyordu.

-Müzikse bana göre hepimizin bir parçasıydı. Yıllar önce insanların içlerindeki eksik ritmi bulduklarına inanarak keşfettikleri bir üstünlüktü.

- Bir anlığına bile olsa başınızı başka tarafa çevirdiğinizde, bir şeyler değişebilirdi.

- Çocuklara, anne ve babalarını farklı bir açıdan inceleme şansı verilene kadar onları gerçekten tanıyabiliyorlar mı diye merak ediyordum.

- Çok tatlı, çok tanıdık bir gülüştü bu. Farklı bir zamandan gelen, yarısı unutulmuş eski bir şarkı gibi.

-Umut, uyanan bir ruhun hayalidir.

- "Bir ayağın geçmişte, bir ayağın gelecekteyse Matt, bugünün içine ediyorsun demektir."

- "Her şey, bir gün son bulacağı için bu kadar güzel"

- "Kalbin atıyor ya. Bu hepsine değer."

Bir de Nora & Matt ikilisinin ;

- Beni hava alanından alır mısın ?
.   .   .
+ Senin  için orada olacağım.

replikleri çok hoştu.

Kitapta bir yığın şarkı adı vardı, malum ipuçları, kapanışı hangisiyle yapsam bilemedim.

En iyisi The Beatles - Let It Be 

En kansız içeriklisi ^o^



:):)


Yine Aylardan Kasım :)

 Merhabaaa :)

Güzel bir kasım pazarından hepinize günaydın :)

Aoww , klasik girişler hiç bana göre değil :(

Neyse biz yine konuya dönelim. :)
Daha önceki yazılarımda sık sık dile getirdiğim gibi tam bir sonbahar - kış insanıyım.

Sıcaklar da evet güzel tabii, ama...

Soğuklar bir başka oluyor be :)

Kasım ayı biz zavallı öğrenciler için sınav ayı demek olmasa harika bir ay... Sonbaharın soğuğunu iyice hissettirdiği, kışa bir adım daha yaklaştığımız, yağmur-severlere bayram ettiren bir ay. :) 

Alıyorsun sıcacık çayını, kahveni böyle, sarınıyorsun battaniyene ister kitap kahramanlarıyla yap sefasını ister film karakterleriyle. :)





Çay demişken, Lipton termos mug hediye veriyorken almamak olmaz dedim.

100'lü paket, bir soru soruyorsun bir poşet çekiyorsun cevabı o sana veriyor. :)

Tabi ki inandığımızdan değil ama 'Yeter ki iste ' çıkınca bir ufak tebessüm etmedim değil. :P

Bir de kitap bitirdim dün.

Onun yazısını da birazdan girerim sanıyorum.

Neyse burada lafı fazla uzatmayayım ben :D

Umarım kasım hepiniz için çok güzel bir ay olur. :)

Kendinize iyi bakııın :*