6 Şubat 2015 Cuma

Filmler, filmler...

Merhabalaar :)

Bu son üç hafta için biraz film dolu geçti diyebilirim.

Okulun son haftası malum, boş derslerde film izlemek bir klasik haline geldi.

Şimdiye kadar bütün boş derslerde açıp '3 Idiots' izlerdik.

('3'ü Türkçe söyleyip devamını İngilizce okumamız da muhteşem değil mi ? )

Bu bizim sınıfta artık gelenekselleşmişti :D

Fakat bu dönemin son haftası bu geleneği yıktık ve getirilen farklı filmleri izlemeye başladık.







İlk olarak Yerçekimi'ni izledik.


Filmin öyle sahneleri vardı ki, resmen sınıfça nefesimizi tutup ekrana kilitlendik.








İkinci olarak Lucy

Gerçekten muhteşem bir filmdi. Tek bir ayrıntıyı bile kaçırmamak için büyük çaba sarf ettik.






Sonrasında biraz yerli filmlere geçiş yaptık.

Patron Mutlu Son İstiyor






ve





hemen arkasından Recep İvedik 4

Ben Recep İvedik filmlerinin hiç birisini tam olarak izlemedim, Tv'de denk geldikçe. Pek fazla hoşlanmıyorum çünkü. 
Ama her şeyin bir ilki varmış demek ki.




Sonrasında da bir animasyon :

Otel Transilvanya



Ben daha önce bunu izlemiş, hakkında ayrıntılı bir inceleme yazısı yazmıştım.

O yazım için : 


Bir kere izlediğim şeyleri tekrar izlemeyi sevmiyorum ama çoğunluğa uyup izledim.

Yine aynı şekilde eğlendim fakat daha önce izlediğimden birilerine "Bak bak burayı iyi izle, burası çok komik" dememek için kendimi zor tuttum. Zira öyle yapanlara fazlasıyla sinir oluyorum... O:)



Okulda izlediklerimiz bu kadar.

Ha, bir de Galaksinin Koruyucuları'na başladık ama onun yarısına bile gelemediğimiz için yazmayayım dedim. :)



Evde de yine bir kaç animasyon devirdik :D




Madagaskar Penguenleri


 Ben bu penguenleri cidden çok seviyorum. :) Çizgi filmlerine denk geldiğimde de öyle kanala kilitlenir kalırım... Filmi de oldukça eğlenceliydi. :)











Arthur ve Minimoylar Serisi

Arthur ve Minimoylar
Arthur 2 : 
Maltazar'ın İntikamı



Arthur 3 : 
İki Dünya Savaşı


Tesadüfen 3.'sünü Tv'de görmemle tanıştım bu seriyle. Sonra baktım güzel, hepsini peşpeşe izleyiverdim ^o^


Bir de sinemaya gittik. :)

Aşk Sana Benzer 


Zaten uzun zamandır beklediğim ve izlemek istediğim bir filmdi.

Fahriye & Burak ikilisini severek izliyoruz malum... :)

Sonu biraz... Göz yaşı döktürse de, sevdim. :)



Şu aralar ise, Pucca'dan esinlenilerek yapılan Hadi İnşallah filminin internete düşmesini bekliyorum. Vizyondayken izleyebilseydik iyiydi ama...





Bu arada PuCCa 5 'in 19 Şubatta raflarda olacağını duymayan kaldı mı ? :)





Şimdiden mutlu hafta sonları :))

5 Şubat 2015 Perşembe

# Ne Okuyorum 44

Pucca Günlük #4


Tekrar merhaba :)

Dün Pucca'nın 4. kitabı Ay Hadi İnşallah'ı alma fırsatım oldu ve bir günde bitirdim. :)

Zaten Pucca'nın kitapları bir solukta okunacak cinsten.

İlk üç kitabı için tık tık ! :)

Bu kitapta yoluna yine Ceri ile devam ediyor Pucca'mız. Arada başkaları giriyor ama yine tam gaz Ceri devam. :)

Gerçek hayatta kimliklerini bildiğimiz için sanırım eskisi kadar gizemli olmuyor ama yine de merak ediyor insan. 
Yine yer yer güldürüp, yer yer hüzünlendiriyor fakat baymamış bence, bozmamış stilini. Gerçek hayatında nasıldır bilemem fakat ben ilk kitaptaki samimiyetinin devam ettiğine inanıyorum. Eğlendim okurken. :)

Kitapta ise ilgimi çeken iki kısım oldu. 

Birincisi Paris'e gittikleri günleri anlatırken Eyfel hakkında söyledikleriydi :

Parisliler Eiffel için, "Paris'i en güzel Eiffel'den izlersiniz, çünkü bir tek oradan görünmez orası" derlermiş. Hiç sevmezlermiş Eiffel'i, şehrin güzelliğini bozduğuna inanırlarmış.

Bazı insanların Eyfel'i bir demir yığını olarak gördüğünü biliyordum ama, Parislilerin böyle düşündüğünü hiç bilmiyordum. ^o^

İkincisi ise Teoman'la İstiklal Caddesinde olan olaylar. :D

İtiraf edeyim Teoman'ın o görüntülerini aradım. Ama bulamadım tabi... :(

Bir de Pucca'nın Puki'yi öyle sahiplenmesi çok hoşuma gitti. Helal kız dedim.

Ceri'nin itip kakmaları da fazla sinir bozucu be. Ben olsam katlanamazdım.

Neyse, bunlar dışında söylenecek pek bir şey yok, bir kaç alıntı yapıp bitiriyorum. :)


Bir olayı yaşamaktan daha heyecanlı bir şey varsa o da kesinlikle kız arkadaşlarına anlatmak olmalı.

Çözüm gözünün önündedir ama sen yine de denklem istersin.

"Bir insanı değiştirebilirim diye girme o yola; ben bunun bu huyuna katlanabilir miyim diye düşün. Kimse değişmez."

4 Şubat 2015 Çarşamba

# Ne Okuyorum 43

Kuşatma ve Fırtına ( The Grisha #2 )

Tatilin ikinci haftasından herkese merhaba :)

Bugünlerde hava oldukça fırtınalı ve tam da bu havalarda eve sığınıp battaniyenin altında okunacak bir kitap hakkında yazacağım, Kuşatma ve Fırtına. :)

Grisha serisinin ikinci kitabı olur kendileri. Birincisi hakkındaki yazıma da buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. 

Serinin ilk kitabını fuardan ani bir kararla almıştım. Bugün diyorum ki, iyiki... İyiki elim o zaman bu kitaba gitmiş de almışım. İyiki bu seriyle tanışmışım.

Ya o kadar çok sevdim ki seriyi kapak tasarımları olsun, konusu olsun, karakterler olsun... Bir an önce üçüncü kitabı çıksın istiyorum da istemiyorum da çünkü bu seriyle vedalaşmak gerçekten çok ağır gelecek, eminim.

Kuşatma ve Fırtına sözde geçiş kitabı ama o kadar iyi yazılmış ki... Yeni karakterlerimiz olacak ve de hiç beklenmedik şeyler... Bunlar da minnacık tüyolarımız olsun. :)

Kitabın başında yine bir harita ve karakter tablosu karşılıyor bizleri. Artı olarak öncesi ve sonrası bölümleri de var.

Söylemeden geçemeyeceğim kadar çok da yazım hatası var... :(

Buraya kadar olan kısımda pek yoksa da bundan sonraki kısım ağır spoiler içerikli olacak. :) Uyarmadı demeyin.  :)


Eveet birinci kitapta ağır bir Karanlıklar Efendisi ihanetine uğramıştık hatırlarsanız :@ .
Kendini bize sevdirip sonra da arkamızdan vurmuştu. 
Bir şekilde elinden kurtulan Alinacığımız bu kitapta yoluna Malyen'le devam ediyor. 
İkisi mutlu mesut geçinmeye çalışırken birden 


dercesine Karanlık Prensimiz çıka geliyor.

Ve aksiyon beklediğimizden de çabuk başlıyor.

Karanlıklar Efendisi Alina'ya sürekli olarak, bıkmadan usanmadan Malyen'den vazgeç, Malyen'i unut, o sana göre değil, seni anan benim için doğurmuş içerikli cümleler kursa da Alina elbette ki diretiyor.

"Karanlıklar Efendisi'nin sözlerini aklımdan atmaya çalıştım. Malyen'in ölümü... Önümdeki uzun hayat... Farklı olmanın hiç dinmeyecek acısı... Bunların her biri içime korku salıyor, kalbimi adeta bir pençe gibi sarıyordu."

Bu sıralarda da Sturmhond dediğimiz tatlı ve ukala bir korsanın, pardon onun deyimiyle 'ticaret gemisi kaptanı'nın gemisinde bulunuyoruz.
Bir nevi gemide onun borusu ötüyor. Oldukça da komik bir adam. :)

Karanlık beyciğimiz ise Alina ve Malyen'i görüştürmüyor.

"Onunla konuşmama izin ver," diye yalvardım. Sesimdeki çaresizlik tınısından nefret ediyordum.
"Mümkün değil. İkinizin aptalca davranıp sonra da bunu kahramanlık diye adlandırmak gibi kötü bir alışkanlığınız var. "

Malyen'i orada tutmasının tek nedeni ; Rusalye.

1. kitapta boynuzlarından kolye yaptığımız efsane geyiği hatırlarsınız.
Şimdi de Deniz Kırbacından bileklik yapacağız.

Bu harika yaratıkları vahşice öldürdükleri için bütün karakterlere fena şekilde kızgınım. :@

Eninde sonunda Rusalye'yi yakalıyorlar ve sonra birden beklenmedik - aslında birazcık beklendik - bir şey oluyor.

Sturmhond'cum ve tayfası Karanlıklar Efendisine karşı savaşıyor ve bizimkileri alıp kaçıyor. Kızıl tilkim benim :))))

"Havlayan, uluyan, hırlayan adamlar Karanlıklar Efendisi'nin Grishalarına dört bir yandan saldırdı. Sturmhond'un adamları. 
Sturmhond, Karanlıklar Efendisi'ni oyuna getirmişti."

Tayfanın ileri gelenlerinden olan ikizleri - Tolya ve Tamar - çok sevdim ve geri kalan çılgın mürettebat da oldukça sevilesiydi. :) Özellikle, havlamaları. :D

"Malyen'le birbirimizden ayrıldık. Etrafımızda zıplayıp duran ve kahkahalar atan mürettebata baktım. İkimizin de aynı şeyi düşündüğünü biliyordum.
Neye bulaştık biz ? "

Sturmhond'u biraz tanıdıysak ne kadar çıkarcı olduğunu öğrenmişizdir. Zira Karanlıklar Efendisinden öylesine adam kaçırmak akıl işi değil.

Malyen kollarını göğsünün önünde kenetledi, kaptana bakıp durdu. "Deli misin, aptal mısın karar veremiyorum."

Yine de şunu söyleyebilirim ki bu adamın Sturmhond halini sevebileceğim en üst düzeyde sevdim.

"İtiraf etmem gereken bir şey daha vardı: Sturmhond'u da seviyordum. Ukala, küstah biriydi ve iki kelimenin yeterli olacağı yerde hep on kelime kullanıyordu ama mürettebatına liderlik edişi beni etkilemişti. Karanlıklar Efendisi'nin kullandığını gördüğüm taktiklerle uğraşmıyordu, yine de adamları onu hiç tereddüt etmeden takip ediyordu. Onları korkutmamış, onların saygısını kazanmıştı."

Evet, Sturmhond hali.

Bir de Prens Nikolai hali var elbette.

"Ben Nikolai Lantsov, Yirmi İkinci Alay'ın Komutanı, Kraliyet Ordusu Askeri, Udova Grandükü ve ömrü uzun, hükümdarlığı daim olsun Yüce Majestleri İki Başlı Kartal Tahtı'nın Hükümdar'ı Kral Üçüncü Alexander'in ikinci oğluyum."

Bunu ilk öğrendiğimde bir süre aklımı yitirmişçesine sayfaya baktım. Sonra cümleyi tekrar tekrar okudum. Kitabı yüzüme kapayıp önce ağlamaya sonra gülmeye başladım.
Kitabı yaşamak sanırım bu oluyor.

"Efsanevi bir geyiği avlamıştım. Bileğimde buz ejderhasının pullarından bir bileklik taşıyordum. Koca bir kentin karanlık tarafından yutuluşuna tanıklık etmiştim ama bu, ömrüm boyunca gördüğüm en tuhaf şeydi."

Güneşin Elçisini neden getirdiğini de açıklıyordu bu.

" Kardeşlerim, Güneşin Elçisi'ni Ravka'ya geri getirdim."
Kendimi tutamadım. Fırladım ve yüzüne yumruğu geçirdim.


Neyse, Nikolai halini ise sevebileceğimin kat kat üstünde sevdim. Ki böyle düşünen sadece ben değilim. :)

"Bana onun cazibesine kapılmama konusunda güveniyor musun?"
"Ben kendime bile güvenmiyorum. Daha önce onun gibi kalabalıkları etkileyen birini görmedim. Yakında taşların ve ağaçların ona sadakat yemini edeceğinden eminim."

Ama bize bu kadar şok fazla değil mi ?

Bunu öğrenmeden önce Karanlıklar Diyarında bir gemiyle 'uçuyorduk' bildiğiniz üzere. Orada resmen Volcralara üzüldüm ya, Malyenin içinden de canavar çıktı yani.

Malyen de  onlara katıldı ve tüfeğini zaferle havaya kaldırdı. Sevinç dolu seslerin arasından volcraların insan sesin andıran çaresiz çığlıklarını, annelerin evlatlarını yitirmenin acısıyla çıkardıkları yas dolu feryatları duyabiliyordum.

Aa bakın bir de ne öğreniyoruz, bu Morozova şeylerinin bir üçüncüsü daha olduğunu : Ateşkuşu.

Malyen donup kaldı. "Geyik," dedi. "Ve Rusalye." Görseli inceleyişine baktım, neler olduğunu birden anladığını gördüm.
"Azizler aşkına," dedi hayretle. "Üçüncüsü var."

Bizim Alina' da bir açlık başlıyor.

Nerde o çelimsiz eski Alina, kız resmen evrildi yahu !

Bunların hepsi sadece 160 sayfada oldu bitti ve ben daha fazlasını kaldıramayacağımı düşünüp o akşamlık dükkanı kapattım.
Sonra hadi bi cesaret aldım yine elime kitabı. 

Ay Allah bu Prens de rahat durmuyor !
Git Alina'ya kraliçelik teklif et, yetmedi bir de öp... Hem de Malyen'in ve halkın gözleri önünde.

Gerçi pek de kızamadım. Böyle lüks karakterler girince sürekli Malyen'in pabucunu dama atıyorum.

Sturmhond duruşunu bozmuş gibiydi. "Ne olacağını sanmıştın ? Dünyadaki en güçlü Grishalardan birini bir köylü kızı gibi alıp gideceğini mi düşündün ? Hikayenin böyle biteceğini mi düşünüyorsun ? Ben ülkemin yıkılmasına engel olmaya çalışıyorum sevdiğin kızı çalmaya değil."



Derin bir nefes aldım. "Majesteleri..."
"Nikolai," diye düzeltti. " Ama sen 'hayatım' ya da 'canım' desen de olur."


 Sonra da tıpış tıpış dönüyorum o ayrı. :)
 Bkz. Karanlıklar Efendisi.

(Ama ben hala Karanlık Prens'e aşığım...)

Karanlıklar Efendisi demişken, bizim bu Alina'ya bir haller oluyor ve  sağda solda Karanlıklar Efendisi'nin hayalini görmeye başlıyor. Ki sonradan bunların hayal olmadığını öğreniyoruz ^o^ .

Alina'nın oluşturmaya çalıştığı orduya Zoya'nın destek verdiğini öğrenince bir "Hayırdır İnşallah" çekiyoruz. Ama helal olsun, esas kızmış derken hemen bundan vazgeçiyoruz. Neden ? Çünkü Malyen'i öpüyor. Malyen de onu öpüyor. Şimdi Alina bunları kesme hareketiyle ikiye ayırsa sonuna kadar haklı derdik. Tabi ki o da Nikolai'yi öpmek istemeseydi. Ah bu aşk üçgenleri...

Alina'nın da talibi çok maşallah. Tahtın diğer varisi Vasily de ona kraliçelik teklif ediyor.

Ama Vasily tam bir aptal...


Bir insan... Yani ne bileyim nasıl bu kadar teneke kafa olabilir ki ? 
Onun yüzünden bütün plan bozuldu, onlarca insan öldü. Man kafa. İyi ki o da öldü.
Ya da ölmeyip kibrinin, aptallığının sonucunu görse miydi bilemiyorum.

Bir mücadele daha başlıyor böylece. 

 Genya'nın hali yürek burkucu değil miydi ama ?

Ve büyük buluşma... Alina, arkadaşlarını bırakması koşuluyla Karanlıklar Efendisi'nin yanına gidiyor.
( Sarıldıklarında içimde bir mutluluk dalgası oldu ama çaktırmayın :) )

Sonra aniden Alina canlarından can alıp o canavarlardan oluşturmaya başlıyor.

( Burada Darkling'ciğim ölecek diye oldukça korkmuştum. :( )

Alina son bir gayret sarf ediyor :

Malyen beni Karanlıklar Efendisi'nden uzaklaştırdı ama ondan kopmadan hemen önce çocuklarımdan son bir şey istedim: Burayı yıkın.

Kargaşadan istifade bizimkiler Alina'yı alıp kaçıyor ve bir şekilde kurtuluyorlar.

Yolculuk sırasında Tolya ve Tamar'ın Apparat'a çalıştığına emin oluyoruz.

Yeraltında ilerlerken ise iki şok daha bizi karşılıyor :

1) Alina' nın saçları bembeyaz olmuş ve yüzü çökmüş.  Gücünü kullandığında kendini toparlayacak derken,
2) Gücünü kullanamıyor, ışığı çağıramıyor.

Ve Nikolai'nin de ne halde olduğunu hala bilmiyoruz.

Kuşatma ve Fırtına da burada bityor.

Evet, burada bitiyor.

Bizi onlarca soruyla başbaşa bırakıp bitiyor.

Ben de bir kaç alıntı yapıp yazımı burada bitiriyorum.


"Sonsuz olan nedir ? Evrenin ve insanoğlunun açgözlülüğü."


"Yapılmaya değer her şey hep kötü bir fikirle başlar."



"İnsanlar imkansız dediğinde genelde ihtimal dışı demek isterler."



"Sen benim bayrağımsın, ulusumsun."



Bir de Nikolai'nin harika kuralları var tabii :)

En sevdiğim ise ;

"Taştan bir şeyleri inşa edebilecekken tuğlaların olmasını isteme. Önünde ne ya da kim varsa onu kullan."

***