26 Nisan 2015 Pazar

# Ne Okuyorum 45,46,47,48,49,50 :)


Herkese merhabalaar :)

Uzun zamandır yazı girmiyorum buralara... Bu biraz da yine okul kaynaklı ama bunun yanında tembelliğim de işin içine girdi bu sefer. (:

Fırsatım olmasına rağmen "okuyabildiğim kadar okuyayım sonra toplu bir yazı girerim" kafasına girdiğimden tek tek yazı girmedim yaptıklarım hakkında ve bu seferki yazı okuduğum 6 kitabı ve 2 filmi gösteren ayrıntısız sade bir yazı olacak. Biraz daha girmeseydim hatta bir kitap daha eklenecekti...:)


Suç Ve Ceza


İlk olarak Suç ve Ceza ile başladım bu seferki maratona. Bu senenin 2. döneminin ilk edebiyat sınavında sorumlu olduğumuz kitaptı. Ve tabiki tek söz söylemeye dahi lüzum yok. :)

Edebiyat dersi için okuduğumuz kitaplar bize ciddi anlamda çok fazla şey katıyor. Suç ve Ceza da bunlardan birisi.

2. sınav için İskender Pala'nın Od'unu okumamız gerekiyordu ama sınavın ilçe ya da il genelinde olması gibi bir uygulama başlatıldığı için iptal oldu. Fakat ben yine de bir ara okumayı düşünüyorum.

( Daha öncekiler içinse : tık tııık ! )












Kitabı okuduktan sonra bir de filmini izleyeyim dedim ve 2 bölümlük TV filmi olarak çekilmiş 2002 İngiliz yapımı bir halini buldum ve ciddi anlamda severek izledim. :) Okuyup izlemek daha da keyifli oluyor.










Aa, unutmadan bir aralar Türk Telekom'un bir reklam filmi vardı. Bakınız ;



O zamanda çok beğenmiştim ama kitabı okuyunca daha bir güzel geldi gözüme. :) 

Hele Raskolnikov...

Her neyse efenim, bir alıntı yapıp sıradaki kitabımıza geçelim biz.


"...her şey insanın elinde ve sırf korktuğu için bunları kaçırıyor. Bu, bilinen bir gerçek. İnsanlar neden korkar en çok ? İlginçtir, en çok yeni bir adım atmaktan korkarlar, yeni bir fikir sahibi olmaktan..."


Sıradaki ise



O Adam Buraya Gelecek ( Pucca Günlük #5 )




Bu seneki fuarın ganimetlerinden bir tanesi olur kendileri. :)

Bundan önceki kitaplar Dizüstü Edebiyat'tan çıkıyordu biliyorsunuz. Bu seferki DEX'ten ve hepsinden daha ince. ( Ama kapak çok tatlı...)

Diğerlerine göre olaylar daha yüzeysel geçilmiş. Blog tuttuğu dönemlerde hergün yazdığı için çok ayrıntı vardı belki de. Şimdi sanki bi kaç senede yaşadıklarını oturup bir günde yazmış gibi.

Sanki biraz kırılma noktası gibi bu kitap. Şimdilik kesin bir şey söylemek için erken ama Pucca o eski Pucca değil. Geçirdiği değişimi zaten görüyoruz. Sanırım 6. kitap çıkarsa onda belli olacak her şey. :) 

Yine de eğlenceli bir kitap tabii aksini iddia edemeyiz ama artık daha olgun Pucca ve eskisi kadar zayıf, erkek bağımlısı değil ve artık şöhret de onunla. Bu kadar şeyden sonra değişmemesi mucize olur zaten. :)

Daha önceki Pucca Günlük yazılarım için ;


4


Kapanış yazısı ise bir hayli güzeldi. :)


Bu arada filmini de izledim. 
Kendi başına eğlenceli ama kitaplar kadar güldürmüyor tabi. :)




Bir sonraki konuğumuz 


Saplantı






Lux serisinin yan kitabı gibi bir şey olduğunu duyunca Daemon'ın adı geçer, azıcık Katy'yi görürüm diye büyük bir hevesle alsam da hayal kırıklığına uğradım.

1 - Kapağı... Dex bu konuda zaten... O kadar harika kitaplar bu kapaklar yüzünden heba oluyor.
ALLAH AŞKINA KARAKTER KOYMAYIN ŞU KAPAKLARA.


2- Arumları anlatan bir kitap olmasına karşın zaten Lux serisinde arumlarla alakalı öğrendiklerimize artı olarak çok da fazla bir şey öğrenmiyoruz. Ama sanırım bunu Direniş ve Köken'den önce okumam gerekiyordu. O yüzden böyle oldu. 
Onları konuk olarak ilerki Lux kitaplarında görmek ve Daemon'larla olan ilişkilerini anlamaktı asıl amaç :D Tamam burda sorun bende olabilir ama yine de içerikle alakalı olarak bütün kitap boyunca resmen yazarın fantazi hayal dünyasını okudum gibi bir şey diyebiliriz. Benim istediğim daha fazla uzaylı daha fazla aksiyondu...


3- Daemon ismi bir kere bile geçmiyor. -,- 
Ah, çok pardon ! Bir yerde 18'lik yeşil gözlü uzaylı diye bahsi geçiyor çok afedersiniz !

Bunun dışında Serena'ya biraz kanım ısındı.

Ve de Luxen - Arum karşılaştırmaları oldukça sevimliydi . :)


"Bizler evrenin baş belası yin-yang'ıydık."

...

"Luxenler Uzayın Pringles'ları gibiydiler. Ağzına Bir tanesini attın mı gerisi geliyordu, kendini durduramıyordun."


Bu kitaptan sonra herhangi bir serinin kitabı tarafından daha hayal kırıklığına uğramayı göze alamadığım için çerezlik bir kitap olsun dedim.

Bana İkimizi Anlat 




Bu sefer birbirinden bağımsız şeyler yazmamış Ahmet Batman.
Bir hikaye var elimizde.
Aslına bakarsanız gayet sıradan bir hikaye. Ama anlatım güzel.
Basit ama etkili diyebiliriz.
Normal normal ilerlerken birden sizi ağlatan yerlerde var - okuyanlar nereyi kastettiğimi anlayacaktır -
ve de biraz klişemsi kalmış yerler.
Ama sevimli sıcak minik bir öykü. Arada oturup acaba gerçek mi diye düşündüm doğrusu.
Ama bilemiyorum. Yani dizi gibi...
Fakat ben daha önce de belirtmiştim. Kitaplarındaki süslü sözlerinin yanında ciddi anlamda düşündüren anılar anlattığı kısımları seviyorum Batman'ın. Bu hikaye olayını da bilemedim... Eski tarzı daha mı iyiydi ne. Tabii gerçekse bilemeyeceğim. Araştırmadım bu konuyu...

Fakat kapaklarını cidden çok albenili yapıyorlar :D



( Soğuk Kahve için : Buraya

Sabah Uykum için : Buraya 

tıkk ! :) )



Ve geldik 

Karanlık Taç ( Throne of Glass #2 )




Aralarında beni en çok dehşete düşüren, hayrette bırakan bu oldu sanırım. 

Birinci kitabı olan Cam Şato hakkında düşündüklerime bakarsanız seriden pek ümitli değildim. 
Devam edip etmemekte tereddütlüydüm. Ancak fuarda aradığım başka bir kitabı bulamayınca buna bir şans verdim.

İyiki de vermişim.

Yahu kitap beni yıktı !

Ya hani kitaptaki her şeyi içimde yaşadım. Okuduktan sonra bir iki gün ellerime hançerler alıp bir pelerin takarak şöyle bir yan bakana haddini bildirebilecek bir ruh halindeydim.

Suikastçiliğinin öne çıkmasının yanında şu olağanüstülüker, gizli geçitler, başka boyuta açılan kapılar, konuşan sempatik ve ukala kapı tokmakları - Mort <3 - ve ortaya çıkan sırlar.

Ayrıca aşkı ön plana çıkarıp diğer konuların üzerine geçirmemiş ama geri planda da bırakmamış.
Tam tadında kalmış her şey.

Seriye kesinlikle sonuna kadar devam edeceğim. Sanırım 6 kadar ana kitap çıkacak ve hepsini bunun gibi hakkını vererek yazarsa ortaya gerçek anlamda çok şahane şeyler çıkabilir.

Bir kaç adet şikayetim var fakat bunlar tamamıyla bizdeki yayıneviyle alakalı şeyler. 

Bilin bakalım hangisiymiş ...

Aaa Dex... Şaşırdınız mı ? 

En sevdiğim kitapların ve en nefret ettiğim kapakların sahibi.

1. kitapta içerik mükemmel değildi ama kapak gerçekten mükemmeldi şimdi hakkını yemeyelim.
Fakat bunda... Bu harika kitabın hakkı bu değildi.

Orjinal kapak da kullanmamışlar böyle garip bir şey... İlk kitapla sıfır alaka ve biraz da mangamsı. Tamam orjinali de manga gibi ama sen birinci kitapta bu kadar güzel bir kapak tasarlamışsın neden ikincisi böyle oldu be Dex'cim. :(
O sırttaki dövme gibi şeylerden bahsetmiyorum bile... 

Kapak tasarımının ilk halini paylaştıklarında bir de kız siyah saçlıydı ki öyle çıksaydı öl yani...

İkinci şikayetim ise kitapta bir dünya isim yanlışlığı vardı.

Sürekli yanlış ismi koymuşlar.

Mesela bir sayfada Chaol'u anlatıyor diyelim. Chaol yazacağına Dorian yazıyor. Hem de 1 kere değil 100 kere.
Hiç mi kontrol edilmiyor bu kitaplar anlamıyorum.

Bir de normal bir DEX kitabına göre çok pahalıydı.
27.5 lira ne ya ciltli değil bir şey değil.
Fuarda indirimle 22'ye almıştım ben en azından.


Ay bu yazı da DEX şikayet yazısı gibi oldu ama n'apayım art arda bu kadar Dex okuyunca doldum heralde, görmezden gelmek zor oldu.


O halde bunu geçip gelelim son kitabımıza :

Tatlı Sır ( The Maddox Brothers #1 )




Evet adından da anlayacağımız gibi bir Tatlı Bela yan kitabı. Hatta yan serisi.

Travis Maddox'un dört kardeşinin hayatları bu dört kitaplık seride anlatılıyor.



Tatlı Sır'daki kardeş ise Trenton Maddox.

Sevdiği şanslı bayan ise Camille Camlin yani 'Cami'

- bu noktada bir şey itiraf etmem gerekiyor ki Tatlı Bela'yı okuduğum zamanlarda Cami'yi erkek sanıyordum -

Aslına bakarsanız Tatlı Bela ile fazlaca benziyor. Okuduktan sonra zaten " e bu da ordaki şuna denk geliyor" gibi bir karşılaştırma aklınızdan geçecektir.
Yani benim geçti.

Bir de şu malum sır var işte. Sırrı öğrenene kadar biraz anlaşılmaz olabiliyor olaylar.
Ama gene de tıpkı diğerleri gibi akıcı bir kitaptı. Çabucak bitti.

Bu aralar kitabı okumadan önce son cümlesine bakmak gibi kötü bir huy edindim ve kendi kendime spoiler yedirtip duruyorum.

Fark etmeden bunun da son cümlesini okuduğumda sırrı öğrenmişim aslında ama sırrın o olduğunu bilmediğim için önemsemeyip unutmuşum. 
İyiki de unutmuşum.

Bu alışkanlığı bıraksam güzel, çok güzel olacak. :)


Bu arada kitabın ayracı çok güzel değil mi ?

Her neyse günün son alıntısını yapıp bitiriyorum yazıyı. :) 

"...özgürlüğe paha biçilemezdi."

Hoşçakalın... :)